BOQ - Kitap Yönetim Sistemi
Editörlü Kitap

Psikoloji ve Çocuk

Hakan SARIÇAM
Prof. Dr., SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ/EĞİTİM FAKÜLTESİ
Yayın Türü
Digital
Yayınlanma Tarihi
15 September 2026
Sayfa Sayısı
459
Dil
TR

Özet

-

Anahtar Kelimeler: Psikoloji, Çocuk Psikolojisi, Pediatri, Eğitim

Konu Alanı

Sosyal Bilimler -> Eğitim -> Rehberlik ve Psikolojik DanışmanlıkSosyal Bilimler -> Eğitim -> Çocuk GelişimiSosyal Bilimler -> Eğitim -> Psikoloji, Gelişimsel
  • A. İçindekiler
  • ÖN BÖLÜM
  • Kapak PDF Görüntüle
  • İçindekiler PDF Görüntüle
  • Bölüm 1
    Ergenlik Döneminde Stres Ve Antisosyal Davranışlarda Akademik Ertelemenin Rolü (Sayfa -)
    Sibel Aydın*
    [Özet]

    Özet

    Ergenlik dönemi, genel itibariyle 10 ila 19 yaş aralığını kapsamakla birlikte yetişkinlik dönemine geçiş süreci olarak da nitelendirilmektedir. Bu geçiş sürecine bağlı olarak ergenlerin fiziksel, bilişsel ve psiko-sosyal gelişim alanlarında hızlı değişimler meydana gelmektedir (WHO, 2016). Özellikle bu dönemde okul ve arkadaş ortamı, ergenlerin gelişim alanlarını desteklemeye yardımcı olurken akademik ve sosyal taleplerin artması da stres faktörünün tetiklenmesine neden olmaktadır (Demirci vd., 2020). Ayrıca bu dönemde yaşanan kimlik karmaşası, gelecek kaygısı, okul başarısı, aile çatışmaları, cinsel ve fiziksel değişim, akran etkileşimi ve sorunlarla baş etme süreci gibi durumlar da stres düzeyini arttıran durumlar arasında yer almaktadır (Nagabharana vd., 2021). Stresle birlikte ergenlerin akademik görevleri yerine getirme becerisi sekteye uğramakta ve bunun sonucunda da akademik erteleme davranışı ortaya çıkmaktadır (Senécal vd., 1995). Erteleme davranışı ise özellikle ergenlik döneminde davranış sorunları ve psikolojik sorunlarla ilişkilendirilen bir durum olarak nitelendirilmektedir (Gökalp ve Haktanir, 2024). Bireyler, genellikle ergenlik döneminde yüksek seviyede stres yaşama eğilimindedirler. Bu durum da uyumsuz stres tepkilerinin oluşmasına ve davranışsal sorunların gelişmesine neden olmaktadır (Engel ve Gunnar, 2020; Stelzig ve Sevecke, 2019). Özellikle ergenliğin başı olan 11-14 yaş zihinsel, ruhsal ve davranışsal sağlık sorunlarının başlangıcı için kritik bir evre kabul edildiğinden (Solmi vd., 2022) bu dönemde yaşanılan stresin hangi mekanizmalarla davranış sorunlarına yol açtığının belirlenmesi önem arz etmektedir.

    Anahtar Kelimeler: Akademik erteleme, antisosyal davranışlar, ergenlik dönemi, stres

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 2
    Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite (Sayfa -)
    Mehmet OKUR*
    [Özet]

    Özet

    Bu bölümde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), gelişimsel düzeyle uyumsuz dikkatsizlik ve/veya hiperaktivite-dürtüsellik belirtileriyle karakterize edilen nörogelişimsel bir durum olarak ele alınmaktadır. Bölümde DEHB’nin tanımı, yaygınlığı, tanı ve eğitsel değerlendirme süreçleri, etiyolojik ve nörobiyolojik temelleri ile gelişimsel ve eğitsel görünümü açıklanmaktadır. Ayrıca DEHB olan öğrencilerin öğrenmeye erişimini, akademik katılımını, organizasyonunu, öz düzenlemesini ve sosyal uyumunu desteklemeye yönelik sınıf içi düzenlemeler, olumlu davranış desteği, aile-okul iş birliği ve veri temelli izleme uygulamaları ele alınmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: dikkat eksikliği, hiperaktivite, öz düzenleme, eğitsel müdahale

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 3
    Aile/Ebeveyn Özelliklerinin Okul Öncesi Dönem Çocuklarının Ekran Maruziyeti Ve Ekran Bağımlılığı Üzerindeki Etkileri (Sayfa -)
    Fatma YAŞAR EKİCİ*
    [Özet]

    Özet

    Bu çalışmada, aile/ebeveyn özelliklerinin okul öncesi dönem çocuklarının ekran maruziyeti ve ekran bağımlılığı üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Çalışmada, öncelikle ekran maruziyeti ve ekran bağımlılığının tanımı yapılmış ve kapsamı açıklanmıştır. Uluslararası kabulde erken çocukluk döneminde ekran kullanımına ilişkin bilgiler verilmiştir. Sonrasında, aile/ebeveyn özellikleri olarak ‘ebeveynlerin belirledikleri dijital rehberlik ve aracılık stratejileri, ebeveynlik tutumları, depresyon düzeyleri, ekran kullanım süreleri, eğitim düzeyleri, gelir düzeyleri, çalışma durumları, dijital ebeveynlik öz yeterlikleri, aile içinde yaşanan travmatik deneyim, istismar, ihmal ve aile rutinleri, ebeveynlerin dijital ebeveynlik farkındalığı, ailedeki çocuk sayısı ve aileyle birlikte geçirilen süre’ değişkenleri ele alınmış; bu özelliklerin okul öncesi dönem çocuklarının ekran maruziyeti ve ekran bağımlılığına etkileri, yapılan araştırmalar ve elde edilen bulgular çerçevesinde değerlendirilmiştir. Son olarak, ebeveynlerin okul öncesi dönem çocuklarının ekran maruziyeti ve ekran bağımlılığına ilişkin görüşlerine yer verilmiştir.

    Anahtar Kelimeler: Aile/ebeveyn özellikleri, okul öncesi dönem, ekran maruziyeti, ekran bağımlılığı

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 4
    Ayrılık Kaygısı (Sayfa -)
    EZGİ LİF*
    [Özet]

    Özet

    Ayrılık kaygısı, çocukluk döneminde en sık gözlenen duygusal yaşantılardan biri olmakla birlikte, yalnızca klinik belirtiler üzerinden açıklanabilecek bir olgu değildir. Güncel gelişimsel yaklaşımlar, ayrılık kaygısını çocuğun güvenlik gereksinimi ile çevreyi bağımsız biçimde keşfetme eğilimi arasındaki dengeyi düzenleyen uyum sağlayıcı bir sistem olarak ele almaktadır. Bu bölümde ayrılık kaygısı, gelişimsel psikopatoloji perspektifi doğrultusunda kuramsal temelleri, gelişimsel özellikleri, etiyolojik süreçleri, klinik değerlendirilmesi ve müdahale ilkeleri çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla incelenmiştir. İlk olarak ayrılık kaygısının evrimsel temelleri, bağlanma kuramı ve gelişimsel psikopatoloji yaklaşımı ışığında gelişimsel işlevi açıklanmıştır. Ardından biyolojik yatkınlıklar, mizaç özellikleri, ebeveynlik davranışları, aile süreçleri, sosyal çevre ve yaşam olaylarının ayrılık kaygısının gelişimsel seyrini nasıl biçimlendirdiği güncel ampirik bulgular doğrultusunda değerlendirilmiştir. Bölümün klinik kısmında, gelişimsel açıdan beklenen ayrılık tepkileri ile klinik düzeyde ayrılık kaygısının ayırt edilmesinde kullanılan ölçütler, çoklu bilgi kaynaklarına dayalı değerlendirme süreci, ayırıcı tanı ve eşlik eden ruhsal bozukluklar ele alınmıştır. Son olarak gelişimsel değerlendirme sonuçlarının bireyselleştirilmiş müdahale planlarına nasıl yansıtılması gerektiği tartışılmış; aile, okul ve sosyal çevrenin müdahale sürecindeki rolü gelişimsel bir bakış açısıyla açıklanmıştır. Bölüm genelinde ayrılık kaygısının durağan bir belirti ya da tanı kategorisinden çok, biyolojik, ilişkisel ve çevresel süreçlerin karşılıklı etkileşimiyle biçimlenen dinamik bir gelişimsel süreç olduğu vurgulanmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: ayrılık kaygısı, gelişimsel psikopatoloji, bağlanma, çocukluk dönemi, klinik değerlendirme.

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 5
    Okul Fobisi (Sayfa -)
    Sümeyra Arzu Oral Paksoy*
    [Özet]

    Özet

    Bu bölümde okul fobisi kavramı, tarihsel gelişimi, epidemiyolojisi, kuramsal temelleri, nedenleri, belirtileri, çocuk üzerindeki etkileri ve müdahale yaklaşımları açısından ele alınacaktır. Böylece okul fobisinin yalnızca klinik bir sorun değil, aynı zamanda çocuğun eğitim yaşantısını, psikososyal gelişimini ve okul uyumunu da doğrudan etkileyen çok boyutlu bir olgu olduğu ortaya konulmaya çalışılacaktır.

    Anahtar Kelimeler: okul fobisi

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 6
    Akran Zorbalığı (Sayfa -)
    Sümeyra Arzu Oral Paksoy*
    [Özet]

    Özet

    Bu bölümde akran zorbalığının tanımı, türleri, kuramsal temelleri, nedenleri ve sonuçları tartışılacak, sürece dahil olan tarafların özellikleri analiz edilecektir. Ayrıca zorbalığın önlenmesine yönelik stratejik yaklaşımlar ile güncel müdahale programları üzerinde durulacaktır. Amaç, yalnızca sorunu tanımlamak değil, aynı zamanda bu sorunun erken fark edilmesi ve etkili biçimde ele alınmasına yönelik bütüncül bir bakış açısı sunmaktır.

    Anahtar Kelimeler: Akran zorbalığı

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 7
    Cinsel Gelişim (Sayfa -)
    EZGİ LİF*
    [Özet]

    Özet

    Çocukluk dönemindeki cinsel gelişim, insan gelişiminin biyolojik, bilişsel, duygusal ve sosyal boyutlarının kesişiminde yer alan dinamik bir gelişim sürecidir. Buna karşın bu gelişim alanı, uzun yıllar boyunca çoğunlukla belirli davranışların varlığı ya da yokluğu üzerinden değerlendirilmiş; davranışların ortaya çıktığı gelişimsel bağlam çoğu zaman ikincil planda kalmıştır. Güncel gelişim bilimleri ise çocukluk dönemindeki cinsel gelişimin, çocuğun genel gelişim örüntüsünden bağımsız ele alınamayacağını ve davranışların ancak gelişim düzeyi ile içinde ortaya çıktıkları ilişkisel ve çevresel bağlam birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanacağını ortaya koymaktadır.

    Bölümün temel savı, çocukluk dönemindeki cinsel gelişimin tek tek davranışların sınıflandırılmasına indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir gelişim alanı olduğudur. Bu nedenle gelişimsel değerlendirmelerde davranışın görünür özelliklerinden çok, çocuğun gelişim düzeyi, davranışın ortaya çıktığı bağlam, ilişkisel özellikleri ve genel gelişim örüntüsü birlikte ele alınmalıdır. Böyle bir yaklaşım, hem gelişimsel çeşitliliğin doğal örüntülerinin daha doğru anlaşılmasına hem de daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilecek durumların bilimsel temelde ayırt edilmesine katkı sağlamaktadır.

    Anahtar Kelimeler: çocukluk dönemi, cinsel gelişim, gelişimsel sistemler yaklaşımı, gelişimsel değerlendirme, mahremiyet

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 8
    Yalan Söyleme (Sayfa -)
    Hilmi Tekin*
    [Özet]

    Özet

    Bu bölümde çocuklarda yalan söyleme davranışı gelişimsel bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Öncelikle yalan kavramı tanımlanmış; aldatma, yanıltma, prososyal (beyaz) yalan ve antisosyal yalan kavramları arasındaki farklılıklar açıklanmıştır. Ardından çocuklarda yalan söylemenin bebeklikten ergenliğe kadar uzanan gelişimsel süreci incelenmiş; yaşla birlikte bilişsel gelişim, zihin kuramı, yürütücü işlevler ve ahlaki muhakemedeki değişimlerin yalan söyleme davranışına etkileri değerlendirilmiştir. Bölümde ayrıca Piaget, Vygotsky, Kohlberg, sosyal öğrenme yaklaşımı ve bağlanma kuramı çerçevesinde çocuklarda yalan söylemenin gelişimini açıklayan temel kuramsal yaklaşımlar özetlenmiştir. Çocukların yalan söyleme nedenleri; cezadan kaçınma, ödül elde etme, hayal gücü, benlik saygısını koruma, sosyal kabul görme ve başkalarını koruma gibi farklı motivasyonlar doğrultusunda ele alınmıştır. Bunun yanında yaş, dil gelişimi, zihin kuramı, yürütücü işlevler, mizaç ve empati gibi çocuğa ilişkin özelliklerin yanı sıra aile, okul, akran, dijital medya ve yapay zekâ gibi çevresel etmenlerin yalan söyleme davranışı üzerindeki etkileri tartışılmıştır. Son olarak güven temelli ebeveynlik, olumlu disiplin, model olma, hikâye kitapları, oyun, drama, duygu eğitimi ve problem çözme becerileri aracılığıyla çocuklarda dürüstlük davranışının nasıl desteklenebileceğine ilişkin araştırma temelli önerilere yer verilmiştir.

    Anahtar Kelimeler: Ahlaki gelişim, Yalan söyleme davranışı, Dürüstlük, Çocuk

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 9
    Kardeş Kıskançlığı (Sayfa -)
    Mine Kurum*
    [Özet]

    Özet

    Anahtar Kelimeler: Kıskançlık, Kardeş Kıskançlığı

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 10
    ÇOCUKLARDA DİJİTAL REFAH VE DUYGU DÜZENLEME (Sayfa -)
    Abdullah Aydın*
    [Özet]

    Özet

    Bu bölümde çocukların dijital teknolojilerle kurduğu ilişki, dijital refah ve duygu düzenleme kavramları temelinde incelenmektedir. Öncelikle dijital refah, duygu düzenleme ve öz-düzenlemenin kavramsal ve gelişimsel temelleri açıklanmakta, ardından dijital deneyimlerin çocukların duygusal süreçleriyle nasıl ilişkilendiği ele alınmaktadır. Çocukların öfke, sıkılma, huzursuzluk ve hayal kırıklığı gibi duygular yaşadıklarında dijital araçlara yönelmeleri, ebeveynlerin bu araçları sakinleştirme amacıyla kullanmaları ve bu uygulamaların zaman içinde oluşturabileceği karşılıklı ilişkiler araştırma bulguları üzerinden değerlendirilmektedir. Ayrıca problemli medya kullanımı, teknoferans ve ebeveyn phubbingi gibi kullanım biçimlerinin çocukların duygusal ve davranışsal gelişimiyle bağlantıları incelenmektedir. Bölümde çocuğun özellikleri, aile ortamı, içerik seçimi, yetişkin rehberliği ve dijital ürünlerin tasarım özellikleri de dijital refahı biçimlendiren etmenler olarak ele alınmaktadır. Son bölümde ise ekran dışı sakinleşme yolları, birlikte kullanım, yaşa uygun içerikler ve eğitim ortamında uygulanabilecek destekleyici yaklaşımlar üzerinde durulmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: dijital refah, duygu düzenleme, erken çocukluk dönemi, çocuk gelişimi

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 11
    Enüresis (Sayfa -)
    Kezban Bozan*
    [Özet]

    Özet

    Anahtar Kelimeler: Enürezis, nokturnal enürezis, Tuvalet eğitimi

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 12
    Enkopresis (Sayfa -)
    Kezban Bozan*
    [Özet]

    Özet

    Anahtar Kelimeler: Enkopresis, Tuvalet eğitimi

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 13
    Konuşma Gecikmesi (Sayfa -)
    Berrin SOMER ÖLMEZ*
    [Özet]

    Özet

    Bu bölüm, çocukluk döneminde kritik bir gelişim alanı olan dil ve konuşma süreçleri ile bu süreçlerde yaşanan gecikmeleri çok boyutlu bir perspektifle incelemektedir. Bölümde ilk olarak dilin temel bileşenleri, alıcı ve ifade edici dil arasındaki ilişki ile beynin konuşma mekanizmasındaki nöroanatomik işlevleri açıklanmıştır. Erken çocukluk dönemindeki tipik dil gelişim evreleri referans alınarak, konuşma gecikmesinin birincil ve ikincil nedenleri etiyolojik bir çerçevede (duyusal, nörolojik, dile özgü ve çevresel faktörler) detaylandırılmıştır. Olası bir gecikmenin erken tespiti amacıyla yaş dönemlerine göre kritik uyarıcı belirtiler listelenmiş ve Türkiye’de yaygın olarak kullanılan standart gelişim ve dil değerlendirme araçlarına (GEÇDA, AGTE, TEDİL, TİGE vb.) dikkat çekilmiştir. Son olarak, dijital ekran maruziyetinin dil gelişimi üzerindeki riskleri vurgulanarak; ebeveynler, eğitimciler ve uzmanlar için pratik müdahale stratejileri ve öneriler sunulmuştur. Bu bölüm, çocukların iletişimsel potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için disiplinlerarası işbirliğine ve bütüncül bir erken müdahale ağına duyulan ihtiyacı ortaya koymaktadır.

    Anahtar Kelimeler: dil gelişimi, konuşma gecikmesi, erken müdahale, multidisipliner yaklaşım, gelişimsel pediatri

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 14
    Gelişimsel Gerilik/Sorunlar (Sayfa -)
    Özge çevik*
    [Özet]

    Özet

    Özet

    Gelişimsel gerilik ya da güncel kullanımıyla gelişimsel gecikme, çocuğun yaşına ve gelişimsel bağlamına göre beklenen becerileri bir veya birden fazla gelişim alanında belirgin biçimde daha geç kazanmasıyla karakterize edilen bir durumdur. Bu bölümde gelişimsel gecikme; bilişsel, motor, dil ve iletişim, sosyal-duygusal ve uyumsal gelişim alanları temelinde ele alınmakta, gelişimsel gecikme ile gelişimsel gerileme ve nörogelişimsel bozukluk kavramları arasındaki farklılıklar açıklanmaktadır. Gelişim basamaklarının tek başına tanı ölçütü olmadığı; birden fazla alanda süreklilik gösteren güçlüklerin, günlük yaşam işlevselliğindeki sınırlılıkların ve özellikle daha önce kazanılmış becerilerin kaybının ayrıntılı değerlendirme gerektiren önemli uyarı işaretleri olduğu belirtilmektedir. Ayrıca gelişimsel sorunların ortaya çıkışında biyolojik, ailesel, psikososyal, çevresel ve eğitimsel risk etmenlerinin karşılıklı etkileşimi vurgulanmakta; koruyucu etmenler ve gelişimsel dayanıklılık bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirilmektedir. Bölümde gelişimsel izlem, tarama ve kapsamlı değerlendirme süreçleri birbirinden ayrılarak her birinin amacı ve işlevi açıklanmakta; tarama sonuçlarının tanı yerine geçmediği ve gelişimsel değerlendirmede standartlaştırılmış araçların yanı sıra gelişim öyküsü, aile ve eğitimci gözlemleri, günlük yaşam işlevselliği ve kültürel bağlamın birlikte dikkate alınması gerektiği üzerinde durulmaktadır. Gelişimi İzleme ve Destekleme Rehberi, ASQ-3 ve Bayley Gelişim Ölçekleri bu kapsamda örnek araçlar olarak ele alınmaktadır. Erken müdahale bölümünde ise müdahalenin yalnızca belirli becerilerin kazandırılmasına indirgenemeyeceği; çocuğun güçlü yönlerini, işlevsel gereksinimlerini, günlük yaşama katılımını ve aile önceliklerini merkeze alan bireyselleştirilmiş bir süreç olması gerektiği vurgulanmaktadır. Aile merkezli uygulamalar, ebeveyn aracılı müdahaleler, ebeveyn koçluğu, günlük rutinler içindeki doğal öğrenme fırsatları ve disiplinler arası iş birliği erken müdahalenin temel bileşenleri olarak sunulmaktadır. Son olarak aile, eğitim ortamı ve uzmanlar arasındaki düzenli bilgi paylaşımının; gelişimsel sorunların erken fark edilmesi, uygun yönlendirme yapılması ve çocuğun bağımsızlığı, katılımı ve yaşam kalitesinin desteklenmesi açısından taşıdığı önem ele alınmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: Gelişimsel gecikme, gelişimsel izlem, gelişimsel tarama, erken müdahale, aile merkezli yaklaşım.

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 15
    Matematik Kaygısı (Sayfa -)
    Öznur ÖZTÜRK*
    [Özet]

    Özet

    Matematik, çocukların yalnızca okul başarısını değil, gündelik yaşamda nicel bilgiyi yorumlama, seçenekleri karşılaştırma ve gerekçeli karar verme becerilerini de biçimlendiren temel bir öğrenme alanıdır. Bununla birlikte bazı çocuklar matematiksel bir görevle karşılaştığında, gerçek beceri düzeylerinin ötesinde gerilim, endişe, kaçınma isteği ya da başarısız olacağına ilişkin yoğun beklentiler yaşayabilmektedir. Matematik kaygısı olarak adlandırılan bu örüntü, çocuk psikolojisi açısından önemlidir; çünkü duygu, biliş, motivasyon ve sosyal çevrenin aynı öğrenme bağlamında nasıl birbirini etkilediğini görünür kılan bir süreç vardır. Sorun yalnızca çocuğun bir sınav anında rahatsız olması değildir. Kaygı, dikkat ve çalışma belleği kaynaklarını meşgul edebilir; matematiksel etkinliklere katılımı azaltabilir; başarısızlık deneyimlerinin anlamlandırılma biçimini değiştirebilir ve zaman içinde çocuğun “matematik yapan biri” olarak kendisine ilişkin algısını zedeleyebilmektedir

    Anahtar Kelimeler: matematik, kaygı

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 16
    Çevrimiçi Ödev Uygulamaları (Sayfa -)
    ÖZGÜ YALÇIN ÇER*
    [Özet]

    Özet

    Dijital teknolojilerin eğitim ortamlarında giderek daha görünür hâle gelmesi, erken çocukluk eğitiminde öğrenmenin nasıl, nerede ve kimlerin katılımıyla gerçekleştiğine ilişkin geleneksel anlayışın yeniden değerlendirilmesini sağlamıştır. Özellikle COVID-19 salgınıyla birlikte çevrimiçi öğrenme uygulamalarının okul öncesi eğitime taşınması, başlangıçta zorunlu bir çözüm olarak ortaya çıkmış olsa da sonraki dönemde ev ve okul arasındaki öğrenme sürekliliğini destekleyen yeni bir pedagojik alan oluşturmuştur (Dong, Cao & Li, 2020; Kim, 2020). Bu süreçte çevrimiçi ödev uygulamaları salt sınıfta gerçekleştirilen etkinliklerin dijital ortama aktarılması biçiminde değerlendirilmemekte; çocuğun oyun, etkileşim, keşfetme ve aile katılımına dayalı öğrenme deneyimlerinin ev ortamına taşınmasını sağlayan bir öğrenme aracı olarak ele alınmaktadır. Bununla birlikte erken çocukluk döneminin kendine özgü gelişimsel özellikleri düşünüldüğünde çevrimiçi ödevlerin niteliğinin kullanılan teknolojiden çok, bu teknolojinin hangi pedagojik amaçla ve nasıl yapılandırıldığına bağlı olduğu görülmektedir (Undheim, 2022). Erken çocukluk eğitiminde çevrimiçi ödevlerin geliştirilmesinde temel sorunlardan biri, bu uygulamaların gelişimsel uygunluk ilkeleriyle ne ölçüde örtüştüğüdür. Küçük çocukların öğrenmesi doğrudan anlatım ve tekrardan çok oyun, hareket, somut deneyim, sosyal etkileşim ve yetişkin rehberliği üzerinden gerçekleşmektedir. Bu nedenle çevrimiçi ödevlerin çocuğu uzun süre ekran karşısında tutan ve pasif içerik tüketimine yönlendiren görevlerden oluşması, erken çocukluk pedagojisinin temel ilkeleriyle çelişebilmektedir. Nitekim ebeveynlerin çevrimiçi okul öncesi eğitime ilişkin çekincelerinin önemli bir bölümünün çocukların öz düzenleme güçlükleri, sınırlı sosyal etkileşim ve çevrimiçi etkinliklerin küçük çocukların öğrenme özelliklerine uygunluğu üzerinde yoğunlaştığı belirlenmiştir (Dong et al., 2020). Buna karşılık dijital teknolojilerin oyun, problem çözme, ortak üretim ve yetişkin-çocuk etkileşimini destekleyecek biçimde kullanılması durumunda çocuğun etkin katılımını ve öğrenme sürecindeki özerkliğini güçlendirebildiği görülmektedir (Undheim, 2022; Wilson et al., 2024). Dolayısıyla çevrimiçi ödev uygulamalarında temel ölçütün ekran süresinden önce ekran aracılığıyla gerçekleştirilen deneyimin pedagojik niteliği olması gerektiği söylenebilir. Bu süreç erken çocukluk döneminde aileyi de öğrenmenin doğal bir bileşeni hâline getirmektedir. Çocuğun çevrimiçi etkinliğe erişmesi, yönergeleri anlaması, materyalleri kullanması ve dijital ortam ile gerçek yaşam arasında bağlantı kurması çoğu durumda bir yetişkinin desteğini gerektirmektedir. Bu nedenle çevrimiçi ödevlerde aile katılımı yalnızca teknik yardım sağlamak değil, çocuğun öğrenmesini destekleyen bir pedagojik aracılık işlevi taşımaktadır. Araştırmalar öğretmen-aile iletişiminde kullanılan dijital ortamların ailelerin çocuklarının öğrenme süreçlerini daha yakından izlemesine ve okul ile ev arasında daha sürekli bir etkileşim kurulmasına olanak sağlayabildiğini göstermektedir (Chen & Rivera-Vernazza, 2023). Bununla birlikte ailelerin dijital yeterlikleri, sahip oldukları zaman, teknolojik araçlara erişimleri ve eğitime ilişkin beklentileri birbirinden farklı olduğundan çevrimiçi ödevlerin ailelere aşırı öğretim sorumluluğu yüklememesi önem taşımaktadır. Bütün bu yönleriyle erken çocukluk eğitiminde çevrimiçi ödev uygulamaları, teknoloji kullanımından daha kapsamlı bir dijital pedagoji sorunu olarak değerlendirilmelidir. Dijital pedagojinin niteliği; öğretmenin gelişimsel olarak uygun etkinlikler tasarlaması, çevrimiçi ve çevrimdışı deneyimleri ilişkilendirmesi, aileye anlaşılır rehberlik sunması ve çocuğun oyun temelli aktif katılımını korumasıyla yakından ilişkilidir. Güncel çalışmalar da erken çocukluk dijital pedagojisinde öğretmen, çocuk ve teknolojinin rollerinin yeniden biçimlendiğini; teknolojinin bağımsız bir öğretici olmaktan çok çocuk-yetişkin etkileşimini, ortak keşfi ve öğrenme sürekliliğini destekleyen bir araç olarak düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır (Li et al., 2026). Bu bağlamda çevrimiçi ödevlerin başarısı, kullanılan uygulamaların çeşitliliğinden çok gelişimsel uygunluk, pedagojik amaç ve nitelikli aile katılımının dengeli biçimde bütünleştirilmesine bağlı görünmektedir.

    Anahtar Kelimeler: ÇEVRİMİÇİ ÖDEV UYGULAMLARI DİJİTAL BAĞIMLILIK

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 17
    Ev ve Okul Arasında Dijital Köprü (Sayfa -)
    ÖZGÜ YALÇIN ÇER*
    [Özet]

    Özet

    Dijital teknolojilerin eğitim sistemlerine yerleşmesi, ödevin yalnızca okulda verilen ve öğrencinin evde tamamlayarak ertesi gün öğretmene teslim ettiği geleneksel yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Özellikle öğrenme yönetim sistemlerinin, bulut tabanlı sınıf platformlarının, otomatik değerlendirme araçlarının ve çevrimiçi ödev sistemlerinin yaygınlaşmasıyla ödev; okuldan eve taşınan tek yönlü bir görev olmaktan çıkarak öğretmen, öğrenci ve aile arasında sürekli veri ve iletişim akışı oluşturan dijital bir sürece dönüşmektedir. Geleneksel ödevde okul ile ev arasındaki bağlantı çoğunlukla öğrencinin taşıdığı defter, çalışma kâğıdı veya ders kitabı üzerinden kurulurken çevrimiçi ödevde bu bağlantı “Google Classroom, Moodle, Canvas, Blackboard, Microsoft Teams, Schoology” gibi öğrenme yönetim ve sınıf platformları ile “WebAssign, WeBWorK, MyLab/Mastering, MyMathLab, ALEKS” ve benzeri otomatik ödev ve değerlendirme sistemleri aracılığıyla kurulabilmektedir. Bu sistemlerin ortak özelliği öğretmenin görevi dijital olarak oluşturabilmesi, teslim tarihini belirleyebilmesi, öğrencinin çalışmasını sistem üzerinden gönderebilmesi, öğretmenin veya yazılımın geri bildirim üretebilmesi ve kimi sistemlerde öğrencinin çalışma davranışlarının ayrıntılı biçimde izlenebilmesidir. LMS araştırmalarının gösterdiği üzere bu platformlar yalnızca içerik depolama alanları değildir; öğretim, iletişim, değerlendirme, görev yönetimi ve öğrenci etkinliğini izleme işlevlerini aynı dijital altyapıda birleştirmektedir (Al-Nuaimi & Al-Emran, 2021; Gamage et al., 2022). Çevrimiçi ödev uygulamalarının eğitim açısından taşıdığı önem tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Ödev dijital ortama geçtiğinde değişen yalnızca kâğıdın yerini ekranın alması değildir. Görevin verildiği zaman, öğrencinin göreve ne zaman başladığının görülebilmesi, öğretmenin öğrencinin gönderimini anlık olarak izlemesi, otomatik hatırlatmaların yapılması, teslim edilmeyen çalışmaların belirlenmesi, performansın zaman içerisinde kaydedilmesi ve kimi durumlarda ebeveynlerin bu verilere erişebilmesi, ödevi okul ile ev arasında yeni bir yönetişim aracına dönüştürmektedir. Radović (2024), matematik ödevlerinde kullanılan eğitsel teknolojilerin etkisinin teknolojinin kendisinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini; öğretmenin pedagojik uygulaması ve öğrencinin ödev sırasında gerçekleştirdiği etkinliklerle birlikte ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu görüş önemli bir ayrımı ortaya koymaktadır: çevrimiçi ödev uygulaması yalnızca teknolojik bir yenilik değil, öğretim ilişkisinin yeniden örgütlenmesidir.

    COVID-19 salgını bu dönüşümü hızlandırmış, ancak aynı zamanda dijital ödevin ev ve okul arasındaki ilişkide ne kadar güçlü sonuçlar yaratabileceğini de görünür hâle getirmiştir. Salgın sırasında ev öğrenme ortamının okul öğrenmesinin temel uzantısına dönüşmesiyle ebeveynler daha önce çoğunlukla öğrencinin ödevini yapıp yapmadığını kontrol ederken, bir anda çevrimiçi platforma erişim sağlama, görevi açıklama, teknolojik sorunları çözme, ders programını takip etme ve çocuğun çalışmalarını öğretmene ulaştırma gibi roller üstlenmek durumunda kalmıştır. Suárez et al. (2022), salgın döneminde ebeveynlerin ödeve ayırdığı zamanla birlikte ödevle ilişkili çatışma ve stresin de arttığını göstermektedir. Benzer biçimde Darragh ve Franke (2022), evde matematik öğrenmesini destekleyen ebeveynlerin bu süreçte yalnızca yardımcı değil, kimi zaman açıklayıcı, yönlendirici ve öğrenme ortamını organize eden kişiler hâline geldiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla çevrimiçi ödev, okul ile ev arasındaki pedagojik sınırları geçirgenleştirirken okulun geleneksel olarak üstlendiği bazı sorumlulukların eve taşınmasına da yol açabilmektedir. Bu açıdan çevrimiçi ödev uygulamalarını yalnızca “ödev vermenin daha kolay yolu” olarak tanımlamak yetersizdir. Asıl mesele, dijital sistemlerin okul ile ev arasındaki bilgi, sorumluluk ve denetim akışını nasıl yeniden düzenlediğidir. Teknoloji aracılı aile katılımına ilişkin sistematik inceleme bulguları, dijital mesajlaşma, e-posta, web tabanlı sistemler ve benzeri iletişim biçimlerinin ailelerin eğitime katılımını destekleyebildiğini, ancak bu etkinin kullanılan aracın kendisinden çok iletişimin niteliğine ve ailelerin bu araçlara erişim koşullarına bağlı olduğunu göstermektedir (See et al., 2020). Hutchison et al. (2020) da dijital ortamların ev-okul bağlantısını güçlendirme potansiyeline rağmen bu ilişkinin erişim, öğretmen uygulamaları ve ebeveynlerin dijital yeterlikleri nedeniyle eşit biçimde kurulmadığını vurgulamaktadır. Dolayısıyla dijital köprü metaforu dikkatle kullanılmalıdır; çünkü bir köprünün bulunması herkesin o köprüden aynı kolaylıkla geçebildiği anlamına gelmemektedir.

    Bu bölümde çevrimiçi ödev uygulamaları bu nedenle üç temel düzeyde ele alınmaktadır. İlk düzey, ödevin oluşturulması, dağıtılması, tamamlanması ve değerlendirilmesini mümkün kılan teknolojik altyapıdır. İkinci düzey, bu altyapının öğretmen-öğrenci-aile arasındaki iletişim ve sorumluluk paylaşımını değiştirmesidir. Üçüncü düzey ise çevrimiçi ödevin özdüzenleme, geri bildirim, eşitlik, veri takibi ve pedagojik kalite bakımından ortaya çıkardığı sonuçlardır. Bölümün temel savı, çevrimiçi ödevin başarısının kullanılan platformun teknolojik gelişmişliğiyle değil; okul ile ev arasında kurduğu ilişkinin anlaşılır, ölçülü, geri bildirim odaklı, eşitlikçi ve öğrencinin sorumluluğunu koruyacak biçimde tasarlanmasıyla açıklanabileceğidir.

    Anahtar Kelimeler: Ödevin Dijital Dönüşümü, Öğretmen-Öğrenci-Aile Üçgeninin Yeniden Kurulması

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 18
    Gelişimsel Gerilik/Sorunlar (Sayfa -)
    Hümeyra Günaydın, Alaaddin Ağcadağ*
    [Özet]

    Özet

    Son yıllarda dünya genelinde çocukların dijital cihaz kullanımının belirgin biçimde arttığı ve bu teknolojilerle ilk karşılaşma yaşının giderek daha erken dönemlere indiği bildirilmektedir (Boniel-Nissim vd., 2024; McArthur vd., 2022; Ofcom, 2024). Örneğin 1970’lerde çocuklar düzenli olarak televizyon izlemeye yaklaşık 4 yaşında başlarken, günümüzde 4 aylık bebeklerin dahi dijital medyayla etkileşime girmeye başladığı belirtilmektedir (Chassiakos vd., 2016). Bu eğilim, literatürde yer alan sistematik derleme ve geniş ölçekli araştırmaların bulgularıyla da örtüşmektedir (Gaol ve Fajar, 2025; Schmid vd., 2025; Swider-Cios vd., 2023). Türkiye’de yapılan araştırmalar da benzer şekilde çocukların dijital medya ile erken yaşlardan itibaren yoğun biçimde etkileşim kurduğunu göstermektedir. İnternet kullanan çocukların önemli bir bölümünde günlük kullanım süresi iki saati aşmaktadır. Hafta içi bu oran 6–10 yaş grubunda %30,6 ve 11–15 yaş grubunda %54,4 iken, hafta sonu sırasıyla %43,2 ve %63,5’e yükselmektedir (TÜİK, 2024). Bununla birlikte erken çocukluk dönemine (EÇD) odaklanan çalışmalar da yüksek düzeyde ekran maruziyetine işaret etmektedir. 0–3 yaş grubunda günlük ortalama ekran süresi 101,8 dakika olup, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerilerini aşan maruziyet oranı özellikle 13–24 ay grubunda %84,3’e ulaşmaktadır (Kurap vd., 2025). 2–6 yaş grubunda ortalama ekran süresi 86 dakika olarak belirlenmiş ve 6–9 yaş grubunda çocukların %35,5’inin günde iki saat ve üzeri ekran kullandığı bildirilmektedir. EÇD’de yalnızca televizyon izleme süresinin günlük ortalaması ise 2,2 saat olarak rapor edilmiştir (Yalçın vd., 2021). Bu dönemde ekran maruziyeti çoğunlukla televizyon, tablet ve akıllı telefon aracılığıyla gerçekleşmekte ve kullanım süresi yaş ilerledikçe artış göstermektedir (Kurap vd., 2025; Yalçın vd., 2021). Ayrıca 2022 yılında yayımlanan ve 63 çalışmayı kapsayan bir meta-analiz, 2 yaş altındaki çocukların yalnızca %25’inin, 2–5 yaş aralığındaki çocukların ise yaklaşık %33’ünün Amerikan Pediatri Akademisi’nin (AAP) önerdiği ekran süresi sınırlarına uyduğunu ortaya koymuştur (McArthur vd., 2022).

    AAP (2016), 18–24 aydan küçük çocuklarda ekran kullanımından kaçınılmasını; 2–5 yaş aralığında ise ekran süresinin günde en fazla bir saatle sınırlandırılmasını önermektedir. Akademinin güncel politika belgelerinde ise dijital medya kullanımının yalnızca ekran süresi üzerinden değerlendirilmesinin yeterli olmadığı; EÇD’de medya kullanımının içerik kalitesi, kullanım bağlamı, ebeveyn rehberliği ve maruz kalınan içerik türleri gibi boyutlarla birlikte ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır (AAP, 2026). Benzer şekilde Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2019), 2 yaşın altındaki çocuklarda ekran kullanımını önermemekte; 2–4 yaş aralığındaki çocuklarda ekran süresinin günde en fazla bir saat olacak şekilde sınırlandırılmasını önermektedir. Bu sınırlamaların temelinde, erken yaşta artan dijital medya kullanımının neden olabileceği gelişimsel ve psikososyal riskler yer almaktadır. Bu risklerin en önemli yansımalarından biri ise literatürde “Problemli Medya Kullanımı (PMK)” olarak tanımlanan davranış örüntüleridir (Domoff vd., 2019; Rega vd., 2023; Swit vd., 2023). Alan yazında PMK, bireyin günlük rutinlerini olumsuz yönde etkileyen aşırı ve kontrolsüz dijital medya kullanımı olarak tanımlanmakta (Domoff vd., 2020); dijital medya kullanımına aşırı düşkünlük, diğer etkinliklerden uzaklaşma, uzun süreli kullanım karşısında tolerans gelişimi, ebeveynlerin çocukların medya kullanımını sınırlandırma ve kuralları uygulamada güçlük yaşaması, zorlayıcı duygularla başa çıkma aracı olarak medyaya yönelme, kullanıma ilişkin dürüst olmama ve bu sürece bağlı gelişimsel ve psikososyal sorunların ortaya çıkması gibi belirtilerle kendini göstermektedir (Coyne vd., 2022; Domoff vd., 2019; Swit, 2023). Ayrıca PMK’nın EÇD ile sınırlı olmadığı; oyun ve internet bağımlılığı gibi davranışsal bağımlılık örüntülerine evrilerek ergenlik döneminde de sürdüğü ve sosyal ilişkiler, ruh sağlığı ile akademik başarı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurduğu görülmüştür (Jeong vd., 2021; Tan vd., 2024). Bu bağlamda EÇD’de PMK örüntülerinin hem gelişimsel süreçleri olumsuz etkilemesi hem de ilerleyen dönemlerde davranışsal bağımlılık biçimlerine dönüşerek süreklilik göstermesi, konunun gelişimsel açıdan kapsamlı biçimde ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda ilgili bölümde, PMK’nın EÇD’deki gelişimsel etkileri; bilişsel, dil sosyal-duygusal, ve fiziksel gelişim boyutları çerçevesinde ele alınacak; alan yazındaki kuramsal yaklaşımlar ve güncel ampirik bulgular ışığında değerlendirilecektir.

    Anahtar Kelimeler: Erken çocukluk dönemi, problemli medya, gelişimsel etkiler

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 19
    Çocuk Kalbi Romanının Çok Kuramlı Bir Perspektiften İncelenmesi: Psikososyal Ve Ahlaki Gelişim Boyutları (Sayfa -)
    Ebru ÖZGÜN SAĞIR, Hakan SARIÇAM*
    [Özet]

    Özet

    Bu çalışmada, Çocuk Kalbi eserinde yer alan çocuk karakterlerin yaşantıları Erikson’un psikososyal gelişim evreleri, Kohlberg ve Piaget’nin ahlaki gelişim kuramları ve Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı bağlamında incelenerek, çocukluk dönemine özgü psikososyal ve ahlaki süreçlerin edebî bir metin aracılığıyla nasıl temsil edildiği ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda bu bölüm, çocuk edebiyatı ile gelişim psikolojisi arasında çok kuramlı bir bağ kurmayı ve edebî anlatıların psikososyal ve ahlaki gelişim açısından nasıl çözümlenebileceğine ilişkin analitik bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışma, Çocuk Kalbi romanını Erikson’un psikososyal gelişim kuramı, Kohlberg ve Piaget’nin ahlaki gelişim kuramları ve Bandura’nın sosyal öğrenme kuramı olmak üzere birbirini tamamlayan dört kuramsal çerçeve üzerinden ele alarak, çocukluk dönemine özgü psikososyal ve ahlaki süreçlerin edebî bir metin üzerinden nasıl temsil edildiğini ortaya koyması bakımından önem taşımaktadır. Çalışma, çocuk edebiyatı alanındaki mevcut araştırmalardan farklı olarak, eseri pedagojik ya da değerler eğitimi boyutunun ötesine taşıyarak gelişim psikolojisi temelli, çok kuramlı bir çözümleme sunmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: Çocuk kalbi, Edmondo De Amicis, Psikososyal Gelişim, Ahlaki Gelişim

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 20
    Dijital Bağımlılık (Sayfa -)
    BARIŞ TUNCER*, BARIŞ TUNCER
    [Özet]

    Özet

    Teknolojideki hızlı değişimler, dijital araçların çeşitlerini ve günlük yaşamımızdaki etkisini artırmıştır. Dijital araçlar günlük hayatımızı kolaylaştırırken, bu araçların amaç dışı ve uzun süreli kullanımı bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Dijital bağımlılık bu sorunlardan bir tanesidir. Dijital bağımlılık, günümüzde gittikçe artan önemli bir halk sağlığı sorunu ve toplumsal bir sorundur. Dijital bağımlılık henüz bir tanı olarak sınıflama sistemlerinde yer almamaktadır. Konu ile ilgili literatür incelendiğinde kavram ile ilgili bir uzlaşının olmadığı görülmektedir. Konu ile ilgilenen uzmanlar farklı kavramları kullanmaktadır. Teknoloji bağımlılığı, internet bağımlılığı, dijital bağımlılık, ekran bağımlılığı birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Bazı uzmanlar ise bu kavramların birbirinin yerine kullanılamayacağını çünkü farklı durumları ifade ettiklerini ileri sürmektedirler. Dijital bağımlılığın henüz bir tanı olarak Kabul edilmemesi, kavram üzerindeki tartışmalar ve bağımlılığı ölçmek için farklı ölçeklerin kullanılması, konu ile ilgili yapılacak çalışmaları zorlaştırmaktadır.

    Diğer bağımlılık türlerinde de olduğu gibi çocuk ve ergenler dijital bağımlılık konusunda risk altındaki grup olarak kabul edilmektedir. Çocuk ve gençlerin dijital araçları kullanmayı çok hızlı bir şekilde öğrenmeleri ve başarılı bir biçimde kullanmaları dijital bağımlılık geliştirmeleri konusunda risk düzeyini artırmaktadır. Günümüzde sokakta oyun oynama kültürünün ortadan kalkması, çocukların apartman dairelerinde dört duvar aralarında büyümeleri, çocuk ve gençler için sanatsal, kültürel ve sportif etkinliklerin yetersizliği, ebeveynlerin dijital araçları elektronik çocuk bakıcısı olarak kullanmaları çocukların dijital bağımlılık geliştirmeleri riskini daha da artırmaktadır. Dijital bağımlılık birçok sorunu beraberinde getirmekte ve çocukların fiziksel, sosyal, ruhsal sağlıklarını tehdit etmektedir.

    Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, Davranışsal Bağımlılıklar, Dijital Bağımlılık, Çocuklarda Dijital Bağımlılık

    Bölümü Görüntüle
  • B. Editör
  • Hakan SARIÇAM Prof. Dr., SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ/EĞİTİM FAKÜLTESİ / EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ
  • C. Dizinleme
  • Dizinleme durumu format ve baskıya göre değişiklik gösterebilir. Bazı dizinler yalnızca dijital sürümler için geçerlidir.
Hakan SARIÇAM
Bu Kitaba Atıf Yap:
SARIÇAM, H. (Ed.). (2026). Psikoloji ve Çocuk. Vizetek Yayıncılık. https://doi.org/10.54637/vizetek.9786253823818
DOI:
ISBN (Çevrim İçi):
978-625-382-381-8
Yayınevi:
Vizetek Yayıncılık