BOQ - Kitap Yönetim Sistemi
Editörlü Kitap

Tarım-Gıda ve Kırsal Yaşamın Yarını

Bülent GÜLÇUBUK
Prof. Dr., Ankara Üniversitesi
Yayın Türü
Digital
Yayınlanma Tarihi
26 September 2026
Sayfa Sayısı
Dil
TR

Özet

-

Anahtar Kelimeler: Tarım, Gıda, Ziraat

Konu Alanı

Tarım Bilimleri -> Tarım (diğer) -> Ziraat (Tarla Bitkileri) ve Bitki Bilimi
  • A. İçindekiler
  • ÖN BÖLÜM
  • Kapak PDF Görüntüle
  • İçindekiler PDF Görüntüle
  • Bölüm 1
    Kırsal Kalkınmada Ontolojik Körlük: Aşınmadan Çıkış Yolları ve Gelecek Tasarımı (Sayfa -)
    Bülent GÜLÇUBUK*
    [Özet]

    Özet

    Yok

    Anahtar Kelimeler: Yok

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 2
    Kırsal Kalkınma Uygulamalarında Akıllı Sistem Yaklaşımı ve Türkiye’de Kırsalın Geleceğine Yansımaları (Sayfa -)
    YİĞİT ULUKENT*, Bülent GÜLÇUBUK
    [Özet]

    Özet

    İklim değişikliği, nüfusun yaşlanması, kentlere göç, gıda güvenliği riskleri ve doğal kaynaklar üzerindeki baskılar, geleneksel kırsal kalkınma anlayışında değişimi zorunlu kılmıştır. Yalnızca fiziki altyapı ve tarımsal üretime odaklanan eski politikalar günümüz sorunlarını çözmekte yetersiz kalmakta; bu durum veri odaklı ve yenilikçi teknolojilerin kullanıldığı akıllı sistem yaklaşımını öne çıkarmaktadır. Teknolojinin kırsala girişiyle oluşan kavram karmaşasını gidermek önemlidir. Hassas tarım doğru zamanda ve yerde girdi kullanımını sağlarken; akıllı tarım bu verileri yapay zeka ve sensörlerle işleyerek işletme düzeyinde karar süreçlerini yönetir. Tarım 4.0 üretimden tüketiciye tüm değer zincirini büyük veri ve blokzincir ile birleştirirken; Akıllı Köy ve Kırsal 4.0 yaklaşımları tarımın da ötesine geçerek eğitim, sağlık, e-yönetişim, girişimcilik ve yenilenebilir enerji gibi alanlarla kırsal yaşam kalitesini artırmayı amaçlar.

    Akıllı sistemler dört katmanlı bir yapıyla çalışmaktadır. İlk katmanda sensörler, uydular ve dronlar ile sahadan veriler toplanır. İkinci katmanda yapay zeka, büyük veri ve karar destek sistemleriyle bu veriler işlenerek rekolte tahmini ve erken uyarı modelleri üretilir. Üçüncü katmanda akıllı sulama, gübreleme ve otonom araçlarla uygulamalar gerçekleştirilir. Son katmanda ise su ve girdi tasarrufu, maliyetlerin düşmesi, doğrudan pazar erişimi, yaşam kalitesinin yükselmesi ve beşeri sermayenin güçlenmesi gibi çevresel, ekonomik ve sosyal faydalar elde edilir. Akıllı sulama sistemleri su kullanımında %40-60 tasarruf sağlarken, hedefli koruma uygulamaları pestisit kullanımını %50'ye varan oranda azaltabilmektedir.

    Türkiye kırsalında genç nüfusun teknolojiye yatkınlığı ve dijital dönüşüm farkındalığı önemli bir fırsattır. Ancak parçalı arazi yapısı, küçük aile işletmeciliği, yüksek başlangıç maliyetleri ve sermaye yetersizliği teknolojinin benimsenmesini zorlaştırmaktadır. Kırsal alanlarda internet altyapısının kentlere göre sınırlı kalması ve mobil ağlara bağımlılık, veri yoğun sistemlerin çalışmasında teknik riskler ve dijital uçurum yaratmaktadır. Kırsal nüfusun yaşlanması ve göç nedeniyle ortaya çıkan dijital okuryazarlık eksikliği, büyük işletmeler ile küçük üreticiler arasındaki sosyo-ekonomik farkı açma riski taşımaktadır. Ayrıca toplanan çiftçi verilerinin mülkiyeti, güvenliği ve teknoloji devlerine bağımlılık riski de önemli bir tartışma alanıdır.

    Başarılı bir dönüşüm için araştırma kurumları, üniversiteler, teknoloji firmaları ve çiftçiler arasındaki bilgi akışı güçlendirilmeli; tarımsal yayım ve eğitim programlarıyla üreticilerin dijital becerileri geliştirilmelidir. Küçük işletmelere yönelik modüler, düşük maliyetli araçlar ve hibe destekleri sunulmalıdır. Kırsalda iletişim ve yenilenebilir enerji altyapısı güçlendirilmeli; kooperatif ağları, gençlik ve kadın programları desteklenmelidir. Üretici verilerini koruyan ve siber güvenliği sağlayan yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Akıllı sistem yaklaşımı tek başına mucizevi bir çözüm değil; insanı, çevreyi ve yerel koşulları gözeten kapsayıcı politikalarla yönetildiğinde Türkiye kırsalını sürdürülebilir, rekabetçi ve güçlü bir yaşam alanına dönüştürecek stratejik bir araçtır.

    Anahtar Kelimeler: * Kırsal Kalkınma, * Akıllı Sistemler, * Akıllı Tarım, * Tarım 4.0, * Akıllı Köy

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 3
    2000 Sonrasında Rusya’da Şeker Politikalarının Değişimi, Gıda Güvencesi Açısından Analizler ve Türkiye için Çıkarımlar (Sayfa -)
    Muhsin Arif AKKAYA*
    [Özet]

    Özet

    Bu çalışma, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından derin bir yapısal krize sürüklenen ve şeker hammaddesinde dışa bağımlı hale gelen Rusya Federasyonu’nun, 2000 sonrasında uyguladığı korumacı tarım politikaları ve Gıda Güvencesi Doktrini çerçevesinde gerçekleştirdiği sektörel dönüşümü incelemektedir. Araştırmada, 2000-2025 dönemini kapsayan çeyrek asırlık bir zaman serisi üzerinden Rusya ve Türkiye’nin tarımsal verimliliği, makroekonomik göstergeleri, gıda güvencesi parametreleri ve dış ticaret dengeleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Çalışmanın ampirik altyapısı FAO, Dünya Bankası ve OECD gibi uluslararası veri tabanlarından derlenen nicel verilerle şekillendirilmiştir. Elde edilen bulgular, Rusya’nın şeker pancarı üretiminde ekstansif modelden teknoloji odaklı entansif büyüme modeline geçerek birim verimliliğini ve şeker işleme randımanını önemli ölçüde artırdığını göstermektedir. Bu sayede Rusya, ham ve rafine şeker segmentlerinde net bir ihracatçı konumuna yükselerek gıda güvencesini pekiştirmiştir. Buna karşılık Türkiye, şeker pancarı tarımında yüksek verimliliğe ve şekerli atıştırmalık ihracatında rekabet üstünlüğüne sahip olmasına rağmen, tarımsal girdilerde ve özellikle kimyevi gübrede kronik bir dışa bağımlılık yaşamaktadır. Girdi maliyetlerindeki bu bağımlılık, döviz kurlarındaki artışla birleşerek Türkiye’de yüksek gıda enflasyonuna, sağlıklı diyet maliyetlerinin yükselmesine ve diyabet gibi halk sağlığı krizlerinin derinleşmesine neden olmaktadır. Sonuç olarak çalışma, tarımsal üretimin yalnızca iktisadi bir alan değil, toplumsal sağlık ve gıda arz istikrarının temel bir unsuru olduğunu vurgulamaktadır. Bu doğrultuda, Rusya'nın tohum ve mekanizasyon, Türkiye'nin ise kimyevi gübre gibi temel girdilerdeki dışa bağımlılıktan kaynaklanan sektörel risklerini azaltmak için yerli üretim kapasitelerini geliştirmeleri gerektiği savunulmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: Rusya, Türkiye, Gıda Güvencesi, Şeker Politikası, Tarımsal Girdi Bağımlılığı

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 4
    Küçülen Kırsal; Dünyada ve Türkiye’de Gıda Güvencesi Sorunsalı (Sayfa -)
    H. Ahmet Şahinöz, Taylan Kıymaz*
    [Özet]

    Özet

    -

    Anahtar Kelimeler: Tarım, Gıda güvencesi, Kırsal kalkınma, Kırsal alan, Gıda enflasyonu

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 5
    Gıda Güvencesi Tarlada Başlar (Sayfa -)
    Mustafa Koç*
    [Özet]

    Özet

    Yok

    Anahtar Kelimeler: yok

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 6
    Dünyada ve Türkiye’de Tarımda Geleceğin Yeniden İnşasında Agroekolojik Dönüşüm” (Sayfa -)
    Özlem Eştürk*, Okan Eştürk
    [Özet]

    Özet

    yok

    Anahtar Kelimeler: yok

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 7
    Anadolu’Da Gıda Güvencesinin Başlangıç Noktası: Buğday (Sayfa -)
    Melehat Avcı Birsin*
    [Özet]

    Özet

    Buğday, insanlık tarihinin en eski ve en stratejik tarım ürünlerinden biridir. Yerleşik hayata geçiş sürecinde belirleyici rol oynayan buğday, yalnızca bir besin kaynağı değil; aynı zamanda ekonomik, kültürel ve toplumsal yaşamın temel yapı taşlarından biri olmuştur. Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Anadolu coğrafyası ise buğdayın ilk kez yetiştirildiği ve sistemli tarımın geliştiği merkezlerden biri olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde, buğdayın yabani akrabaları, kavuzlu kültür formları ve pek çok yerel ve kültür çeşidi bulunmaktadır. Bu nedenle Anadolu’da buğday üretimi, yalnızca tarımsal bir faaliyet değil, aynı zamanda tarihsel bir mirasın devamı niteliğindedir.

    Günümüzde nüfusunun artması, ekim alanlarının marjinal sınırlara ulaşması, iklim değişikliği, su kaynaklarının azalması ve tarımsal maliyetlerin yükselmesi gibi faktörler, gıda güvenliği konusunu hem dünya hem de ülkemiz için önemli bir sorun hâline getirmiştir. Türkiye açısından değerlendirildiğinde buğday, stratejik önemini koruyan temel ürünlerin başında gelmektedir. Ekim alanlarımızın yarısının yer alığı İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri kurak ve yarı kurak iklim özelliğine sahiptir. Bundan dolayı iklim değişikline bağlı sıcaklık artışı, düzensiz yağışlar ve kuraklık buğday üretiminin geleceğini ciddi biçimde etkileyecektir. Buğdayın anavatanı olan ülkemizin sahip olduğu buğday genetik kaynakları kullanılarak geliştirilecek biyotik ve abiyotik streslere dayanıklı ya da dirençli çeşitler ile istenen üretim artışları sağlanabilecektir.

    İşte bu nedenle bu bölümde, Anadolu’nun yabani ve yerel buğdayları, buğdayın evrimi, yerel çeşitlerden kültür çeşitlerine geçiş süreci, çeşit geliştirme çalışmaları, cumhuriyetten günümüze buğday üretim değerleri ve önemi açıklanarak, buğday üretiminin artırılması ve sürdürülebilirliği hakkında çözüm önerilerine yer verilmiştir.

    Anahtar Kelimeler: Buğday, Gıda Güvencesi

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 8
    Türkiye’de Yağlı Tohumlu Bitkilerde Kendine Yeterlilik Sorunu: Dış Ticaret Açığı, Üretim Politikaları ve Gelecek Arayışları (Sayfa -)
    Bektaş Kadakoğlu*
    [Özet]

    Özet

    Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de yağlı tohumlu bitkilerde kendine yeterlilik düzeyinin gelişimini; üretim, dış ticaret ve tarımsal destekleme politikaları çerçevesinde incelemek ve sektöre yönelik gelecek politika seçeneklerini değerlendirmektir. Çalışmada ayçiçeği, soya, kanola, aspir, pamuk, susam, yer fıstığı ve haşhaşa ilişkin ikincil veriler kullanılmış; ekim alanı, üretim miktarı, kendine yeterlilik derecesi, ihracat ve ithalat miktar ve değerleri ile alan bazlı ve fark ödemesi desteklerinin gelişimi analiz edilmiştir. Üretim ve dış ticaret göstergeleri ağırlıklı olarak 2000–2024 dönemi için değerlendirilmiş, destekleme tutarları ise 2003=100 bazlı fiyat endeksi kullanılarak reel değerlere dönüştürülmüştür. Bulgular, yağlı tohumlu bitkilerin toplam ekim alanının 2000-2004 ile 2020-2024 dönemleri arasında %15.9, üretim miktarının ise %76.3 arttığını göstermektedir. Buna karşın toplam kendine yeterlilik derecesi dönem ortalamasında %47.9 düzeyinde kalmış ve uzun dönemde gerileme eğilimi göstermiştir. Ürünler itibarıyla pamukta kendine yeterlilik büyük ölçüde sağlanırken, ayçiçeğinde yeterlilik sınırlı kalmış, soyada ise yüksek düzeyde dışa bağımlılık devam etmiştir. Dış ticaret açığı 2000 yılında yaklaşık 1.12 milyon ton ve 207.4 milyon USD iken, 2024 yılında 4.11 milyon ton ve 1.94 milyar USD’ye yükselmiştir. Değer bakımından en yüksek açık 2022 yılında 2.57 milyar USD olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, özellikle son yıllarda bazı destekleme araçlarının reel değerinde belirgin bir aşınma olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, üretimdeki artışın büyüyen iç talebi karşılamada yetersiz kaldığı ve yağlı tohumlarda dışa bağımlılığın yapısal bir nitelik kazandığı belirlenmiştir. Gelecek dönemde ürün ve bölge bazlı üretim planlamasının geliştirilmesi, desteklerin reel değerinin korunması, verim ve kalite artışına öncelik verilmesi, su kullanım etkinliğinin iyileştirilmesi, üretici-sanayi entegrasyonunun güçlendirilmesi ve özellikle soya ile ayçiçeğinde arz açığını azaltacak politikaların uygulanması, kendine yeterlilik düzeyinin artırılması ve dış ticaret açığının azaltılması açısından önem taşımaktadır.

    Anahtar Kelimeler: Yağlı tohumlu bitkiler, kendine yeterlilik, dış ticaret açığı, tarımsal destekler, üretim politikaları, Türkiye

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 9
    Küresel Tarım Piyasalarında Büyük Güçler ve Tarım Politikaları (Sayfa -)
    Ahmet Ali Koç*
    [Özet]

    Özet

    Tarım-gıda politikaları ulusal ihtiyaç ve öncelikleri dikkate alarak her ülkenin kendisi tarafından tasarlansa da özellikle büyük ülkelerin politikalarının etkileri küreseldir. Büyük üretici, ihracatçı ve ithalatçı ülkelerin tarımsal destek, dış ticaret ve stok politikaları; dünya emtia fiyatlarını, gıda güvencesini ve diğer ülkelerin refahını doğrudan etkiler. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB), Brezilya, Çin ve Rusya Federasyonu gibi büyük üretici, ihracatçı ve stok oluşturan ülkelerin tarım-gıda ve dış ticaret politikaları (ambargo dahil) küresel gıda piyasaları üzerinde doğrudan etkilidir. Bu çalışmada beş büyük ülkenin 1978–2025 dönemi tarım-gıda politikası uygulamaları ve geçirdiği evrim incelenmektedir. Çalışmanın amacı tarım piyasalarında etkisi büyük ve giderek daha da artan beş büyük ülkenin politika uygulamaları ile küresel tarımsal emtia piyasaları sonuçları arasındaki ilişkiyi daha görünür hale getirmektir. Uluslararası dış ticaret istatistiklerine göre küresel tarım-gıda ticareti 2024 yılı itibariyle 2 trilyon doları aşmış ve bu ticaretin büyük bölümü az sayıda ülke tarafından gerçekleştirilmiştir. (UN Comtrade ve FAO, 2025). Avrupa Komisyonu (2026) verilerine göre, dünyanın en büyük beş tarım-gıda ihracatçısı AB, ABD, Brezilya, Çin ve Kanada olarak sıralanmaktadır. Bölgesel bir ekonomik birlik olarak AB, dünyanın en büyük tarım-gıda ihracatçısıdır. AB’nin tarım-gıda ihracatı 2024 yılında 235,4 milyar avroya ve 2025 yılında 238,4 milyar avroya ulaşarak tarihi rekorlar kırmıştır (Avrupa Komisyonu, 2025, 2026). AB aynı zamanda dünyanın en büyük tarım-gıda ithalatçılarından biridir. Nitekim 2025 yılında ithalatı 188,6 milyar avroya ulaşmış olup 49,8 milyar avro dış ticaret fazlası vermiştir. AB kakao, kahve ve çay gibi ürünlerin başlıca alıcısıdır (Avrupa Komisyonu, 2026). ABD ülke olarak dünyada en büyük tarım-gıda ihracatçısı olup, 2024 yılında yaklaşık 172 milyar dolarlık ihracat ve 200 milyar dolarlık ithalat (28 milyar dolar net açık) gerçekleştirmiştir (USDA/ERS, 2025). Brezilya ise son yirmi yılın en hızlı yükselen aktörü olarak dünyanın en büyük net tarım-gıda ihracatçısı konumuna ulaşmış olup, 2025 yılında 169,2 milyar dolar ihracat yapmış ve 149,1 milyar dolarlık net ticaret fazlası sağlamıştır (MAPA, 2026).

    Temel tarımsal emtialar dikkate alınarak analiz yapıldığında üretim ve dış ticaretteki yoğunlaşma daha da çarpıcı olmaktadır. Soya fasulyesinde Brezilya, ABD ve Arjantin 2024/25 üretim sezonunda dünya üretiminin yaklaşık %80’ini gerçekleştirmiştir. Brezilya tek başına 2024/25 pazarlama yılında dünya soya ihracatının yaklaşık %58’ini, ABD ise %28’ini gerçekleştirmiştir (USDA/FAS, 2025). Dünya ticaretinde diğer önemli bir tarımsal emtia olan mısır ihracatında ABD ve Brezilya birlikte yaklaşık %60 paya sahiptir. Dünya buğday ihracatında Rusya Federasyonu açık ara lider konumdadır. FAO verilerine göre Rusya 2024/25 pazarlama yılında 42,6 milyon ton, 2025/26 sezonunda 46,5 milyon ton buğday ihraç ederek dünya buğday ticaretinin sırasıyla %22 ve %23’ünü sağlamıştır. Bu üründe yıllardır süren ihracat liderliğini korumaktadır (FAO, 2025).

    AB buğday piyasasında Rusya’nın ardından ikinci büyük tedarikçidir (FAO, 2025). Çin, piyasanın arz değil talep tarafında belirleyici bir aktördür. Dünyanın en büyük tarımsal üreticisi olan Çin, ürettiğinin neredeyse tamamını iç piyasada tüketmekte ve üstüne yılda 200 milyar doları aşan tarım-gıda ithalatıyla dünyanın en büyük gıda alıcısıdır (FAO, 2025; UN Comtrade, 2025). Çin en büyük alıcı olarak dünya soya ithalatının yaklaşık %60’ını gerçekleştirmektedir. Çin 2024 yılında yaklaşık 105 milyon ton soya ithalatı gerçekleştirmiş olup, bu üründe dışa bağımlılığı yaklaşık %85 civarlarındadır (USDA/FAS, 2025). Brezilya ve ABD’nin soya ihracatından elde ettikleri gelirler büyük ölçüde Çin talebine bağlıdır. Çin’in soya ithalat miktarı küresel yağlı tohum, bitkisel ham yağ ve küspe fiyatlarının başlıca belirleyicilerinden biridir.

    İncelen beş önemli aktörün ağırlığı yalnızca akım (üretim ve ticaret) değil, stok ve fiyat oluşumunda da belirleyicidir. Çin stokları hariç tutulduğunda, dünya tahıl stokları son yıllarda tarihî düşük düzeylere gerilemiştir. Stok tarafında Çin ayrı bir öneme sahiptir. Dünya tahıl (özellikle mısır ve buğday) stoklarının büyük bölümü Çin devlet rezervlerinde tutulmakta olup, Çin’in stoklama ve asgari alım fiyatı politikaları hem iç fiyatları küresel referans fiyatlardan yüksek tutmakta hem de küresel arz-talep dengesini etkilemektedir (OECD, 2025). Bu aktörlerin politika kararlarının küresel fiyatlar üzerindeki etkisi, son yıllarda somut biçimde görülmüştür. Nitekim 2022 yılında Rusya-Ukrayna savaşından dolayı Karadeniz kaynaklı arz kesintileri ve kuraklık, FAO Gıda Fiyat Endeksi’ni rekor düzeye çıkarmış ve buğday fiyatlarında çok sert yükseliş gerçekleşmiştir (FAO, 2023). Ayrıca, Rusya’nın 2010–2011 yıllarında tahıl ihracat yasağı ve 2021’den bu yana uyguladığı “tahıl damperi” (yüzer ihracat vergisi) küresel arzı ve fiyatları etkilemektedir. Benzer biçimde ABD’nin tarımsal emtia destek programları ve ürün sigortası sübvansiyonları, AB’nin kamu müdahale ve özel depolama mekanizmaları ile Brezilya’nın Plano Safra adlı sübvansiyonlu tarımsal kredileri, üretim ve stok kararlarını yönlendirerek fiyat oluşumuna dolaylı katkı yapmaktadır. OECD (2025) Üretici Destek Tahmini (PSE) çerçevesi, bu desteklerin büyüklüğünü ve ticaret-çarpıtıcılığını karşılaştırmalı olarak ölçmekte kullanılan bir ölçüttür. Bu beş ülke de son yıllarda ticaret-bozucu doğrudan desteklerden görece uzaklaşarak “yeşil kutu” ve risk temelli araçlara yönelmiştir. Beş ülkenin büyüklükleri, coğrafyaları ve siyasal düzenleri farklı olsa da cevaplamaları gereken sorunlar benzerdir. Devlet ya da hükümet tarım-gıda sektörünü hangi araçlarla, hangi amaçlar için ve kimin lehine desteklemelidir? Son yıllarda ABD’nin uyguladığı gelir ve risk temelli güvenlik ağı, AB’nin çok amaçlı ve koşullu ortak tarım politikası, Brezilya’nın tarımsal araştırma ve sübvansiyonlu krediler öncülüğünde başardığı ihracat modeli, Çin’de gıda güvencesi eksenli ve talep devi konumuyla şekillenen devlet yönlendirmeli model ve Rusya’nın ithal ikameci politikası, bu soruya verilmiş beş farklı yanıttır.

    Anahtar Kelimeler: Küresel Tarım Piyasaları

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 10
    Gıda ile Bulaşan Zoonoz Hastalıklar (Sayfa -)
    Ahmet Gulcubuk*, Sema Sandıkçı-Altunatmaz
    [Özet]

    Özet

    Zoonoz hastalıklar hayvanlardan insanlara, insanlardan da hayvanlara bulaşabilen ve sayıca 200’ün üzerinde olan bakteriyel, paraziter, viral, mantar kaynaklı hastalıklardır. İnsan patojenlerinin büyük bir kısmı zoonoz özellik göstermektedir. Zoonoz hastalıklar insanlara gıda, hayvanlarla temas ya da vektör aracılığı ile bulaşabilmektedir. Zoonoz hastalıkların önemli kısmını gıda yoluyla bulaşanlar oluşturmaktadır. Bu hastalık ve etkenlerin bulaşması ve yayılması gıda güvenliği ve gıda hijyeni sağlanarak engellenebilmekte ve halk sağlığının korunması sağlanabilmektedir.

    Sağlıklı hayvansal ürünler elde edebilmek için, öncelikle ürünlerin elde edildiği hayvanların sağlıklı olması sağlanmalıdır. Sonrasında, uygun koşullarda üretilmesi, işlenmesi, depolanması, ulaşımının sağlanması ve satılması gerekmektedir. Bu gıdaların güvenilir bir şekilde tüketilmesinde, son zincir halkası olan tüketicinin de uygun koşullar konusunda bilinçli olması çok büyük önem arz etmektedir.

    Anahtar Kelimeler: Gıda, Zoonoz hastalıklar

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 11
    Tarım Arsası Kavramı-Kent Tarımcılığı ve Yakınlık Ekonomisi: Gıda Güvenliği, Kentsel Direnç ve Sürdürülebilir Gelecek için Yeni Bir Paradigma Tartışması (Sayfa -)
    Özcan Işıklar*
    [Özet]

    Özet

    İnsanlık bugün, birbiriyle iç içe geçmiş çok katmanlı krizlerin tarihsel basıncı altında yaşamaktadır. İklim krizinin ağırlaşması, su kıtlığının büyümesi, tarım topraklarının amaç dışı kullanımı, biyolojik çeşitliliğin gerilemesi, enerji ve lojistik maliyetlerinin yükselmesi, savaşlar, zorunlu göçler ve kırılganlaşan küresel tedarik zincirleri, gıda meselesini çağımızın en temel güvenlik ve adalet konusu hâline getirmiştir. Bir başka ifadeyle, gıda artık yalnızca üretim ve tüketim zincirinin son halkası değil; toplumsal istikrarın, kamusal sağlığın, ekonomik egemenliğin ve siyasal bağımsızlığın merkezinde yer alan yaşamsal bir alandır.

    Anahtar Kelimeler: Tarım

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 12
    Göbeklitepe’den Günümüze Toprak, Tarım ve Gıda Güvenliği: Neolitik Dönüşüm ve Gelecek Riskleri (Sayfa -)
    Mehmet Ali ÇULLU*
    [Özet]

    Özet

    Doğal yaşamdan yerleşik hayata geçen insan topluluklarının sayısal ve alansal artışıyla birlikte gıda ihtiyacını karşılamak ve ekonomik gelir sağlamak amacıyla toprak daha çok kullanılmaya başlamıştır. Toprak kaynakları bulundukları iklim, topoğrafya ve üzerinde barındırdıkları bitki örtüsüne göre karakter kazanırken, iklimin farklı özellikleri, bitki örtüsünün çeşidi ve yoğunluğuna göre kendisini yenilemekte veya zamanla kullanım durumuna göre gücünü kaybetmektedir. Toprak yalnızca insana gıda sağlamaz, aynı zamanda ekosistemin devamlılığı, atmosferdeki karbonun tutunması, kirlenen su kaynaklarını temizlenmesi ve yaşamsal güvencenin sürdürülmesinde önemli görevler üstlenir. Bu nedenle toprak sağlığının zayıflaması ve alansal olarak miktarının azalması yalnızca bir tarımsal üretim sorunu değil, aynı zamanda gıda güvencesine bağlı toplumsal istikrar ve sağlık sorunlarını da hızlandırmaktadır

    Gıda güvencesi, değişen iklim ve aşırı kullanım sonucu yeteneklerini kaybeden toprakların bozunumu ile doğrudan ilişkilidir. Organik madde miktarı azalan, tuzlulaşan, erozyon ile kayba uğrayan ve kirlenen toprakların gücü azalır, daha az su tutar, besin elementi miktarı düşer, kuraklık karşısında kırılgan hale gelerek doğrudan üretimi etkiler. Fiziksel ve biyolojik özellikleri bozulan toprakların üretim istikrarı düşerek karbon yutağı işlevi zayıflar. Bu nedenle IPCC, çölleşme, arazi bozunumu, sürdürülebilir arazi yönetimi ve gıda üretimlerinin iklim değişimine uyumunun birlikte yönetilmesin gerektiğini ifade etmektedir (IPCC, 2019; IPCC, 2023).

    Son buzul çağından sonra, Göbeklitepe’de avcı-toplayıcı yaşamla başlayan süreçte, insanlar zamanla yerleşik yaşama, ritüel merkezlerden köy topluluklarına dönüşerek tahılın kültüre alınması, hayvanların evcilleştirilmesi ve toprağın işlenmesi ile küresel gıda tedarik zincirlerine doğru nasıl dönüştüğünü gösteren uzun dönemli bir değişim sürecidir. Yerleşik yaşamdan sonra, toprak uygarlıklarının vatanı, ekonomik döngünün sürdürüldüğü, endüstrinin geliştiği alanlar olurken, yanlış kullanım sonucu zamanla yetenekleri zayıflayan bir temel kaynak olmuştur.

    Daha çok üretim ve kentleşme için toprakların yanlış ve aşırı kullanımı, fazla miktarda pestisit uygulamaları, toprak ve su kaynaklarının kirlenmesine bağlı olarak gıda güvenliği ve insan sağlığında hissedilir artışlar görülmeye başlamıştır.

    Göbeklitepe döneminde avlayıcı-toplayıcı toplulukların dünyada yaşayan insan sayısı milyonlarla ifade edilirken, günümüzde sadece bir ülkenin nüfusu milyarı geçmiş durumdadır. Birleşmiş milletler 2024 yılındaki dünya nüfusunu 8.2 milyar olarak belirlerken, 2050 yılında 9.7 milyar ve 2080 yılında 10.3 milyara ulaşacağını tahmin etmektedir (United Nations, 2024). Bu göstergeler üretim ile birlikte iklim değişiminin de tetiklediği gıda güvencesinin temeli olan toprak kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetiminin sağlanmasın gerektiğini ortaya koymaktadır.

    Anahtar Kelimeler: Göbelitepe, tarım, toprak bozunumu, gıda güvencesi

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 13
    Tarımsal Girdilerden Moleküler Gıda Kalitesine Sistem Yaklaşımı (Sayfa -)
    Dr. Merve Kaya*, Andriati Ningrum
    [Özet]

    Özet

    Giriş

    Uzun yıllar boyunca tarım sistemlerinin temel önceliği, birim alandan elde edilen verimin artırılması olmuştur. Yeşil Devrim ile geliştirilen yüksek verimli tohum çeşitleri ve yoğun girdiye dayalı üretim modelleri, artan küresel gıda talebinin karşılanmasında önemli bir rol oynamıştır. Ancak bu ilerleme, önemli çevresel maliyetleri de beraberinde getirmiştir. Yoğun girdiye dayalı tarımsal üretim sistemleri; sera gazı emisyonlarına katkıda bulunmuş, azot ve fosfor döngüleri üzerinde baskı oluşturmuş, biyolojik çeşitlilik kaybını hızlandırmış ve özellikle sulanan üretim alanlarında tatlı su kaynakları üzerindeki baskıyı artırmıştır (Tilman et al., 2011; Richardson et al., 2023).

    Bu durum, tarımsal üretimde başarının yalnızca verimle değil; kaynak kullanım etkinliği ve çevresel sürdürülebilirlikle birlikte değerlendirilmesini zorunlu hale getirmiştir (Richardson ve ark., 2023). Günümüzde sürdürülebilir tarımın temel hedefi, artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılarken doğal kaynakları koruyan, besin değeri yüksek, çevresel etkisi düşük üretim sistemleri geliştirmektir. Bu doğrultuda su ve azot kullanım etkinliğinin (NUE) artırılması, karbon ayak izinin ve sera gazı emisyonlarının azaltılması sürdürülebilir tarımın temel performans göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Örneğin, Sahra Altı Afrika'da 2050 yılına kadar artması beklenen tahıl talebinin yeni tarım alanları açılmaksızın karşılanabilmesi; verim optimizasyonu, hassas gübreleme, gelişmiş agronomik uygulamalar ve stratejik yatırımların birlikte uygulanmasına bağlıdır (Alimagham ve ark., 2025). Benzer şekilde, iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki artan baskısı, bitkisel üretim ile su yönetiminin entegre biçimde planlanmasının önemini artırmaktadır (Eyshi Rezaei ve Nendel, 2026). Bu bağlamda, optimize edilmiş toprak işleme uygulamalarının kök gelişimini ve kuraklık koşullarına dayanıklılığı desteklediği; mineral ve organik gübrelerin entegre kullanımının ise besin döngüsünü iyileştirerek çevresel etkilerin azaltılmasına katkı sağladığı bildirilmektedir (Ruiz ve ark., 2026; Haider ve ark., 2025).

    Bu çevresel kısıtlar altında, tarımsal girdilerin yalnızca bitki büyümesi üzerindeki etkileri değil, bitkinin metabolik süreçlerini nasıl şekillendirdiği de önem kazanmaktadır. Gübreleme stratejileri, biyostimülanlar ve diğer agronomik uygulamalar; karbon ve azot metabolizması, protein sentezi, sekonder metabolit oluşumu ve mineral element birikimi gibi süreçleri etkileyerek ürünün besinsel, fonksiyonel ve moleküler kalite özelliklerinin şekillenmesinde rol oynayabilmektedir (Marschner, 2012; Fageria, 2014).

    Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar insan, demir (Fe), çinko (Zn), iyot (I) ve A vitamini yetersizliği nedeniyle gizli açlıktan etkilenmektedir (Gödecke ve ark., 2018). Buna karşılık, obezite oranlarındaki artış enerji ihtiyacını karşılayan ancak besleyici değeri düşük diyetlerin giderek yaygınlaştığını göstermektedir. Gıda fiyatlarındaki sınırlı artışlar bile beslenme kalitesinde önemli düşüşlere yol açabilir (IFPRI, 2024; World Bank, 2025). Bu ilişkinin en çarpıcı örneklerinden biri Asya finansal krizinde gözlenmiştir. Gıda fiyat şokları, çocuklarda büyüme ve gelişmeyi olumsuz yönde etkilerken, daha ucuz ve enerji yoğun gıdalara yönelim nedeniyle obezite riskini de yükseltmiştir (Elmira ve Qaim, 2025). Bu bulgular, tarımsal ve gıda sistemlerinin istikrarının yalnızca gıda arzı ile değil, insan beslenmesi ve sağlığı üzerindeki etkileriyle de değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. HarvestPlus programı kapsamında demir (Fe), çinko (Zn) ve A vitamini bakımından zenginleştirilmiş bitki çeşitlerinin geliştirilmesi, biyofortifikasyonun gizli açlığın azaltılmasında etkili bir strateji olabileceğini göstermiştir (Bouis ve Saltzman, 2017).

    Tarımsal üretim, biyolojik süreçlerin yanı sıra ekonomik, çevresel ve jeopolitik dinamiklerin birlikte şekillendirdiği karmaşık bir sistemdir. Küresel enerji krizleri, jeopolitik gelişmeler ve tarımsal girdi piyasalarındaki dalgalanmalar, tarımsal üretimin tedarik zinciri, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik boyutlarıyla birlikte ele alınmasını zorunlu hale getirmiştir (Tilman ve ark., 2011). Literatürde tarımsal girdilerden başlayarak bitki metabolizması ve moleküler gıda kalitesine uzanan süreçleri tek bir sistem yaklaşımı içerisinde değerlendiren çalışmalar sınırlıdır. Bu bölümde önerilen sistem modeli küresel çevresel ve ekonomik baskılar, tarımsal girdiler, bitki metabolizması ve moleküler gıda kalitesi arasındaki çok düzeyli etkileşimleri tek bir kavramsal çerçevede bütünleştirmektedir (Şekil 1).

    Şekil 1. Tarımsal girdilerden moleküler gıda kalitesine uzanan bütüncül sistem modeli ve ölçekler arası ilişkiler. Bu diyagram, yazarın kavramsal modeli temel alınarak yapay zekâ araçları desteğiyle görselleştirilmiştir.

    Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Tarım, Bitki Besleme, Biyostimülan, Azot Kullanım Etkinliği, Moleküler Gıda Kalitesi, Bitki Metabolizması.

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 14
    Toprağın Ekosistem Hizmetlerinin Yaşamın Her Alanı için Önemi ve İşlevi (Sayfa -)
    ibrahim ortas*
    [Özet]

    Özet

    Bu araştırma, toprağın yalnızca tarımsal üretimin ve gıda güvencesinin bir girdisi olmanın ötesinde, çok boyutlu ekosistem hizmetleri sunan stratejik bir doğal sermaye olduğunu ortaya koymaktadır. Toprak, biyotik ve abiyotik bileşenlerin etkileşimiyle gıda üretimi, su, hava ve besin döngüsü, karbon depolama ve iklim düzenleme gibi birbiriyle ilişkili kritik ekolojik süreçler oluşmaktadır. Ekosistem hizmetleri, sağlayıcı, düzenleyici, destekleyici ve kültürel başlıklar altında incelendiğinde, bu hizmetlerin biyofiziksel, biyokimyasal ve biyolojik mekanizmalar (agregatlaşma, mikrobiyal süreçler, organik madde döngüsü, biyotürbasyon vb.) aracılığıyla nasıl üretildiği ve nasıl sağlandığı açıklanmaktadır. Ayrıca, toprak ekosistem hizmetlerinin bozulmasının verim kaybı, biyoçeşitliliğin azalması, iklim değişikliğinin hızlanması, gıda güvencesinin zayıflaması ve devamında toplumsal barışın bozulmasına kadar uzanan geniş bir yelpazede çok boyutlu sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Bu çerçevede, sürdürülebilir toprak yönetimi uygulamalarının (organik madde artırımı, azaltılmış toprak işleme, çeşitlendirilmiş üretim sistemleri, bütünleşmiş besin-su yönetimi ve toprağın yerinde korunması) ekosistem hizmetlerinin sürekliliği açısından kritik öneme sahip olduğu ortaya konmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: Ekosistem hizmetleri, gıda güvencesi, torak sağlığı ve kalitesi, iklim değişimleri ve toprak, sürdürülebilir tarım sistemleri

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 15
    Türkiye Kırsalında Kronik Yoksulluk: Yarınlar Çözüm Vadediyor mu? (Sayfa -)
    Haydar Şengül*, Burak Öztornacı
    [Özet]

    Özet

    Yoksulluk, insanlığın en eski ve kronikleşmiş sorunudur. Bu sorun günümüzde ister gelişmiş ister gelişmekte olsun tüm ülkelerde farklı derecelerde yaşanan bir sorundur. Özellikle 1980’li yıllardan bu yana uygulanan neoliberal iktisadi politikaların yol açtığı sosyal ekonomik tahribatın sonucu olarak ortaya çıkan derinleşen gelir ve servet eşitsizlikleri sorunu, gündemin ön sıralarına çıkarmıştır. Bu nedenledir ki Birleşmiş Milletlerin 2000 yılında ilan ettiği “Binyıl Kalkınma Hedefleri” adı altında, 2015 yılına kadar tüm dünya ülkeleri için somut, başarılabilir sekiz kalkınma hedefini kapsamaktadır. Bu hedeflerin ilk sırasında “aşırı yoksulluğun ve açlığın giderilmesi” gelmektedir. Bu ana hedefin altında 2015 yılına kadar günde 1 dolardan az gelirle geçinmek durumunda olan nüfusu yarı yarıya azalmak, kadın ve gençler başta olmak üzere herkes için tam üretken istihdam ve insana yakışır iş ile açlık çeken nüfusun yarıya indirilmesi gibi üç alt hedef belirlenmiştir. Binyıl kalkınma hedefleri arasında aşırı yoksulluğun azaltılmasında küresel anlamda önemli başarı kazanılsa da yoksulluk tümüyle ortadan kaldırılamamıştır.

    Türkiye’de yoksulluk verilerine göre içinde bulunduğu ülke grupları arasında kötü sayılabilecek bir gelir dağılımına ve yoksulluk riski taşıyan nüfusa sahiptir. Kırsal kesimde yoksulluk oranı düşerek kentsel yoksulluk oranına yaklaşması hatta altına düşmesi ihtiyatla karşılanması gerekmekle birlikte kırsaldan göçle kentlerin varoşlarına taşındığı, dolayısıyla mekânsal değişime uğradığı gözlenmektedir.

    İklim değişikliği, doğal afet ve salgın hastalıklar, gıda krizleri gibi kentlerdeki kalabalıkları tehdit eden etmenler dayanıklı kentler yaratmayı zorunlu kıldığı, bunun da kırsalı kentlerle bir bütün olarak sürece katarak mümkün olacağı açıktır. Bununla birlikte temel gelir getirici iktisadi faaliyetlerin çeşitleneceği, tarımsal gelir karasızlıklarını ve dalgalanmalarını dengeleyerek üretken işgücünün kırsalda kalmasını sağlayacağını öngörmek mümkündür. Tarımın ana gelir getirici önemini koruyacağı, teknolojik dönüşüme uğrayarak yapısal dönüşüme uğrayacağı da öngörülebilir.

    Türkiye’de yoksulluk, dinamik ve çok boyutlu bir karaktere bürünmüştür. 2006-2025 arası veriler, mutlak yoksulluğun azaldığını ancak göreli yoksulluğun ve yaşam kalitesi düşüklüğünün arttığını söylemektedir. Mevcut neoliberal politikalar, yoksulluğu sınıfsal bir sömürü ilişkisi olarak değil, yönetilmesi gereken teknik bir aksaklık olarak görmektedir. Ancak veriler, bu yaklaşımın iflas ettiğini; zengin ile yoksul arasındaki uçurumun, sosyal yardımlarla yamalanamayacak kadar derinleştiğini kanıtlamaktadır.

    Yoksullukla gerçek mücadele, "yardım" dağıtmakla değil, servetin ve üretimin toplumsallaştırılmasıyla mümkündür. Bu bağlamda aşağıdaki radikal ve kamucu adımların atılması zorunlu olduğu düşünülmektedir

    Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Kırsal yoksulluk, Türkiye kırsalında yoksulluk

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 16
    Türkiye’De Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin Ölçek Sorunu ve Bir Model Önerisi (Sayfa -)
    Arman Zafer Yalçın*
    [Özet]

    Özet

    Bu bölüm, Türkiye’de tarımsal kalkınma kooperatiflerinin karşı karşıya bulunduğu ölçek sorununu bu teorik ve kurumsal çerçeve içerisinde incelemektedir. Öncelikle kooperatiflerde ölçek kavramı ve ölçek ekonomilerinin ekonomik temelleri ele alınmakta; ardından Türkiye’de tarımsal kalkınma kooperatiflerinin mevcut yapısı ve ölçek sorununun temel nedenleri değerlendirilmektedir. Sonrasında, farklı ölçek büyütme ve kooperatifler arası işbirliği biçimleri karşılaştırılmakta ve Türkiye’nin tarımsal yapısı ile kurumsal koşulları dikkate alınarak alternatif bir model önerilmektedir. Bölümün temel savı, Türkiye’de tarımsal kalkınma kooperatiflerinin ölçek sorununa ilişkin çözümün yalnızca kooperatiflerin büyütülmesinde değil, birim kooperatiflerin ekonomik faaliyetlerini daha geniş bir örgütsel ve ekonomik koordinasyon çerçevesinde birleştirecek mekanizmaların geliştirilmesinde aranması gerektiğidir. Böylesi bir yaklaşım, kooperatifleri yalnızca üreticilerin örgütlenme biçimi olarak değil, küçük üreticilerin piyasa gücünü, verimliliklerini ve tarımsal değer zincirlerinden elde ettikleri ekonomik payı artırabilecek birer kalkınma kurumları olarak yapılanmasını mümkün kılmaktadır.

    Anahtar Kelimeler: Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri, Ölçek Ekonomileri, Tarım

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 17
    Kır-Kent Sürekliliğinde Tarım-Gıda Sistemlerinin Geleceğini Kurgulamak (Sayfa -)
    Sevinç Bahar Yenigül*, Ali Ağaören
    [Özet]

    Özet

    Kentlerin gıda sistemlerini geliştirmesi ve kendi kendine yetebilme yönünde politikalar geliştirmesi gerekmektedir. İklim değişikliğine bağlı afetler, kuraklık ve aşırı sıcaklar tarımsal üretimi doğrudan etkilerken, artan nüfus, dönüşen ve dünyada benzeşen tüketim alışkanlıklarıyla* yükselen gıda talebi ve enflasyonu kentlerde gıdaya erişim sorunsalını düşündürmekte ve tarımın, kentsel politikalar içinde öneminin yeniden düşünülmesi gerektiğini de göstermektedir

    Anahtar Kelimeler: KIR-KENT SÜREKLİLİĞi, TARIM VE GIDA SİSTEMLERİ, KENT TARIMI

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 18
    Türkiye Tarımında Neoliberal Politikalar Dönemi, Sonuçları ve Gelecek Arayışları (Sayfa -)
    Okan Gaytancıoğlu*
    [Özet]

    Özet

    Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923’de kurulduğu gibi ekonomisinin temelini oluşturan tarım için çok önemli kararlar almıştır. Cumhuriyet dönemi tüm sektörlerde olduğu gibi tarımda da büyük değişimlerin sağlanmasına kaynaklık etmiş, yeni bir üretim anlayışı ile, yıllar geçtikçe çok önemli sonuçlar elde edilmiştir. Osmanlı’dan neredeyse tamamen kırsalda yaşayan bir nüfus, toplu iğne dahi üretemeyen bir sanayi mirası devir alındığı için devlet eliyle tarıma dayalı sanayinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışmada 103 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin tarımdaki durumu 4 ana dönemde incelenmiştir. Son dönem olarak adlandırılan ve neoliberal politikalara geçiş ile birlikte bu politikaların yıkıcı etkilerinin görüldüğü dönemde de birtakım analizler yapılmıştır.

    Anahtar Kelimeler: Tarım, Politika, Üretim, Neoliberal

    Bölümü Görüntüle
  • Bölüm 19
    Türkiye'de Avokado Üretiminin Sürdürülebilirlik Analizi ve Politika Çıkarımları (Sayfa -)
    Melike BAHÇECİ*, Sait ENGİNDENİZ
    [Özet]

    Özet

    Abstract

    Avocado (Persea americana Mill.) has become one of the fastest-growing horticultural commodities worldwide due to increasing consumer awareness of healthy diets, rising demand for functional foods, and expanding international trade. In Türkiye, commercial avocado cultivation is relatively recent but has experienced remarkable structural growth over the past two decades, particularly in the Mediterranean coastal region, where favorable microclimatic conditions enable high-yield production. While this rapid expansion offers significant economic opportunities for farmers, exporters, and rural communities, it also raises concerns regarding long-term resource management and sustainability. Intensive production systems may increase pressure on water resources, biodiversity, soil quality, and ecosystem services, particularly under the growing impacts of climate change and variability.

    This study examines the multi-dimensional sustainability of avocado production in Türkiye by integrating environmental, economic, social, and technological dimensions within internationally recognized sustainability frameworks. Environmental sustainability is assessed through water use efficiency, lifecycle carbon emissions, biodiversity conservation, and climate resilience. Economic sustainability is evaluated in terms of farm profitability, production costs, market competitiveness, and export potential, while social sustainability considers rural employment, producer welfare, horizontal knowledge transfer, and youth participation in agriculture. Crucially, the study evaluates technological and agronomical innovation pathways within the value chain, discussing the strategic role of climate-smart agriculture, data-driven precision farming, renewable energy integration (such as solar-powered irrigation), and circular economy practices in enhancing long-term sectoral resilience.

    The findings highlight a sharp vertical increase in both cultivation areas and tree numbers, verified by official TURKSTAT data. Türkiye possesses considerable comparative advantages for sustainable avocado cultivation due to its ideal agroecological conditions, booming domestic demand, and strategic geographical proximity to high-value European and Middle Eastern markets. This logistical edge minimizes transport-induced greenhouse gas emissions compared to overseas competitors, offering a distinct green trade advantage. Nevertheless, future sustainability is threatened by localized challenges, including projected water scarcity in the Mediterranean basin, climate shocks, fragmented land structures, financial barriers to digital technology adoption among smallholders, and market fluctuations. The study concludes by proposing integrated policy recommendations aimed at improving resource-use efficiency, accelerating technological innovation, strengthening agricultural cooperatives, and enhancing the international competitiveness of the Turkish avocado sector.

    Anahtar Kelimeler: Avocado; Sustainability; Türkiye; Climate Change; Carbon Footprint; Water Footprint; Innovation; Digital Agriculture; Sustainable Agriculture.

    Bölümü Görüntüle
  • B. Editör
  • Bülent GÜLÇUBUK Prof. Dr., Ankara Üniversitesi / Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü
  • C. Dizinleme
  • Dizinleme durumu format ve baskıya göre değişiklik gösterebilir. Bazı dizinler yalnızca dijital sürümler için geçerlidir.
Bu Kitaba Atıf Yap:
GÜLÇUBUK, B. (Ed.). (2026). Tarım-Gıda ve Kırsal Yaşamın Yarını. Vizetek Yayıncılık. https://doi.org/10.54637/vizetek.9786253824266
DOI:
ISBN:
978-625-382-426-6
ISBN (Çevrim İçi):
978-625-382-426-6
Yayınevi:
Vizetek Yayıncılık