TÜRKİYE TARIMININ 21. YÜZYIL YOLCULUĞU Cilt 1: Sürdürülebilir Üretim, Biyoteknoloji ve Bitki Sağlığı Türkiye’s Agricultural Journey in the 21st Century Volume 1: Sustainable Production, Biotechnology, and Plant Health
Özet
-
Anahtar Kelimeler: Tarım, Ziraat, Türkiye Tarımı, Tarım Ekonomisi ve Politikaları, Sürdürülebilir Tarım, Tarımda 21. Yüzyıl Yaklaşımları, Akıllı Tarım ve Tarım 4.0, Dijital Tarım Teknolojileri, İklim Değişikliği ve Tarım, Tarımsal Üretim ve Verimlilik, Gıda Güvenliği ve Güvencesi, Tarımsal Sulama ve Su Yönetimi, Kırsal Kalkınma, Hassas Tarım Teknolojileri, Tarımsal Pazarlama ve Tedarik Zinciri, Biyoteknoloji ve Tohumculuk, Organik ve Ekolojik Tarım, Toprak Kaynakları ve Yönetimi, Tarımsal Deste
Konu Alanı
- A. İçindekiler
- ÖN BÖLÜM
-
Kapak PDF Görüntüle -
İçindekiler PDF Görüntüle -
Bölüm 1Sürdürülebilir Tarım Uygulamaları ve Ekolojik Yaklaşımlar (Sayfa -)Ferit SÖNMEZ*, Bulut Sarğın[Özet]
Özet
Türkiye, dünya fındık üretiminde lider olup Karadeniz Bölgesi'nde asit karakterli, organik maddece orta-yüksek ancak kalsiyum, çinko ve bor noksanlıkları yaygın topraklarda üretim yapılmaktadır. Mevcut yoğun kimyasal gübre kullanımı toprak sağlığını tehdit etmektedir. Bu derlemede, fındık zurufu, kabuk ve budama artıklarından üretilen biochar'ın (biyokömür) toprak verimliliğine ve sürdürülebilirliğe katkıları kapsamlı şekilde ele alınmaktadır.
Biochar, organik atıkların oksijensiz ortamda (piroliz) 400-600°C'de işlenmesiyle elde edilen yüksek karbonlu, gözenekli bir malzemedir. Toprakta su tutma kapasitesini artırır, asit pH'ı dengeler, katyon değişim kapasitesiyle besin tutmayı iyileştirir ve mikrobiyal aktiviteyi teşvik eder. Fındık için özel avantajları arasında kuraklık toleransı, çinko-bor noksanlıklarının giderilmesi ve mikoriza simbiyozunun güçlenmesi yer alır.
Önerilen protokol: yıllık 1-2 ton/dekar aktive edilmiş biochar'ın sonbaharda toprağın üst 10-20 cm'ine karıştırılması. Aktivasyon (kompostla 2-4 hafta bekletme) zorunludur. Biochar uygulaması verimi %15-30 artırır, kimyasal gübre ihtiyacını %20-40 azaltır ve karbon sertifikasıyla ek gelir sağlar. Fındık atıklarının biochar'a dönüşümü, ton başına 2.100-2.500 USD değer oluşturarak ham zurufa göre ~300 kat artış demektir. Derlememiz ile devlet destekli eğitim, mobil piroliz ünitelerinin yaygınlaştırılması ve zurufun stratejik hammadde olarak tanımlanmasını önermekteyiz.
Anahtar Kelimeler: Fındık, Biochar, Toprak verimliliği, Fındık zurufu, Piroliz, Sürdürülebilir tarım
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 2BİTKİ PARAZİTİ NEMATODLAR İLE BİYOLOJİK MÜCADELEDE BACILLUS TÜRLERİ (Sayfa -)Melis Bilginturan*, Fatma Gül GÖZE ÖZDEMİR[Özet]
Özet
Bitki paraziti nematodlar (PPN), dünya genelinde tarımsal üretimde önemli verim kayıplarına yol açan zararlılar arasında yer almaktadır. Kimyasal nematisitlerin çevresel riskleri ve direnç gelişimi gibi sorunları, sürdürülebilir ve çevre dostu alternatiflerin geliştirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda Bacillus türleri, biyolojik mücadelede en umut verici mikrobiyal ajanlar arasında öne çıkmaktadır. Bacillus türleri; gram pozitif, endospor oluşturan ve toprakta yaygın bulunan bakterilerdir. Bu bakteriler, nematodlara karşı çok yönlü etki mekanizmalarına sahiptir. Ürettikleri lipopeptitler, proteazlar, kitinazlar ve sideroforlar, nematod yumurta kabuklarını ve kütiküllerini parçalayarak, hücre zarlarını bozarak ve besin rekabeti oluşturarak doğrudan nematod ölümüne neden olmaktadır. Ayrıca birçok Bacillus türü, bitkilerde uyarılmış sistemik dayanıklılık (ISR) oluşturarak bitkinin savunma mekanizmalarını aktive etmekte ve nematod penetrasyonu ile çoğalmasını azaltmaktadır. Özellikle Bacillus thuringiensis, Cry ve Cyt toksinleri aracılığıyla nematodların bağırsak epitelinde gözenek oluşumuna neden olarak güçlü bir nematisit etki göstermektedir. Bacillus subtilis lipopeptit üretimi ve ISR’ın uyarılması ile öne çıkarken; Bacillus cereus metaloproteinazlar ve siderofor üretimiyle nematod baskılamasında etkilidir. Bacillus firmus, yumurta açılımını ve larva gelişimini baskılayan enzimleri sayesinde popülasyon kontrolünde önemli rol oynar. Ayrıca Bacillus megaterium, Bacillus pumilus, Bacillus licheniformis, Bacillus amyloliquefaciens ve Bacillus nematocida gibi türler de enzimatik bozunma, antimikrobiyal metabolit üretimi ve rizosfer kolonizasyonu yoluyla etkili sonuçlar göstermektedir. Bacillus türlerinin uygulama yöntemleri arasında tohum kaplama, toprağa sulama suyu ile birlikte uygulama, biyolojik gübre formülasyonları ve yapraktan uygulamalar yer almaktadır. Organik materyaller, biyofumigasyon uygulamaları ve azaltılmış doz kimyasal nematisitlerle entegrasyon, etkinliği artırmakta ve entegre zararlı yönetimi (IPM) kapsamında sürdürülebilir çözümler sunmaktadır. Sonuç olarak, Bacillus türleri; doğrudan nematisit etkileri, bitki büyümesini teşvik edici özellikleri ve toprak sağlığını iyileştirici rolleri sayesinde kimyasal nematisitlere güçlü ve çevre dostu bir alternatif oluşturmaktadır. Genomik ve biyoteknolojik gelişmelerle birlikte, daha özgül ve etkili ırkların geliştirilmesi, gelecekte sürdürülebilir nematod yönetim stratejilerinin temelini oluşturacaktır.
Anahtar Kelimeler: Bacillus spp., bitki paraziti nematod, biyolojik mücadele, toprak iyileştirici, ISR
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 3Allium tuncelianum: MORFOLOJİK, BİYOKİMYASAL ve BİYOTEKNOLOJİK YAKLAŞIMLAR (Sayfa -)Nigar DEMİR, Faika YARALI KARAKAN*[Özet]
Özet
Türkiye’nin önemli endemik türleri arasında yer alan Allium tuncelianum (Kollman) Özhatay, Matthew, Şiraneci, özellikle Munzur dağı eteklerinde yer alan Tunceli ilinin Ovacık ve Pülümür ilçelerinde yaygın olarak bulunmaktadır. Tür, aynı zamanda Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabı’nda da korunması gereken ve yok olma riski taşıyan türler arasında gösterilmektedir. 2019 yılında coğrafi işaretli ürünler listesine alınan Allium tuncelianum, yerel olarak “Tunceli sarımsağı”, “dağ sarımsağı” ya da “Ovacık sarımsağı” olarak adlandırılmaktadır. Başları ve genç yaprakları, Allium sativum’a oldukça benzer bir lezzete sahip olduğundan, yörede sebze ve baharat olarak kullanılmaktadır. Krem-beyaz renkli tek dişli başlara sahip olan tür, kültür sarımsağının aksine çiçeklenebilme ve fertil tohum oluşturma özelliğine sahiptir. Sebze olarak tüketiminin yanı sıra çeşitli hastalıkların tedavisinde de tıbbı bitki olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'ye özgü önemli endemik türlerden biri olan Allium tuncelianum’un morfolojik, biyokimyasal ve moleküler özellikleri ile bu tür üzerinde yürütülen biyoteknolojik çalışmalar kapsamlı olarak değerlendirilmiştir. Türün botanik özellikleri, kimyasal ve fitokimyasal bileşimi, moleküler karakterizasyonu, doku kültürü ile çoğaltımı, virüsten ari bitki üretimi ve haploid bitki geliştirme çalışmaları ele alınarak mevcut bilgi birikiminin ortaya konulması ve gelecekteki araştırmalara ışık tutulması amaçlanmıştır.
Anahtar Kelimeler: Allium tuncelianum, morfolojik özellikler, biyokimyasal içerik, moleküler karakterizasyon
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 4Türkiye'de Tarımsal Üretimin Planlanması (Sayfa -)Osman İnan*, Sema Konyalı[Özet]
Özet
Kırsal kalkınma amacında tarımsal arz güvenliğinin korunması ve tarım kesiminin güçlenmesi, devletler için stratejik önem arz etmektedir. Tarım arazilerinin korunması, kullanılması ve verimliliğinin artırılması tarımsal üretimin geliştirilmesinde öncelikli stratejiler arasında yer almalıdır. Günümüzde, başta iklim değişikliği, ülkenin gıda güvencesi ile tekstil, sağlık vb. alanlardaki diğer ihtiyaçları gözetilerek devletlerin tarımsal üretimi yönlendirmeleri söz konusudur. Dünyada tarım ürünlerinin üretim aşamalarında tohum seçimi, toprağın hazırlanması, ilaçlamanın yapılma usulleri, gübreleme, sulama ve ekim alanlarına müdahale edilmesi şeklinde yaptırımlar olabilmektedir. Türkiye’de tarımsal üretim planlamasına ilişkin 2023 yılında gerçekleştirilen yasal düzenlemeler, tarımsal üretimin arz ve talep dengesi, gıda güvencesi, doğal kaynakların korunması ve sürdürülebilirlik çerçevesinde daha planlı bir yapıya kavuşturulmasını amaçlamaktadır. Bununla birlikte, tarımsal üretim planlamasının yalnızca hukuki düzenlemeler ve üretilecek ürünlerin belirlenmesi açısından değil; üretici gelirleri, kırsal kalkınma, tarım arazilerinin korunması, su kaynaklarının etkin kullanımı ve tarım ürünleri arz güvenliği ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’de tarımsal üretim planlamasını gerekli kılan ekonomik, sosyal, çevresel ve yapısal koşulları ortaya koymak, tarımsal üretim planlamasının hukuki çerçevesini değerlendirmek ve mevcut planlama yaklaşımının tarımsal arz güvenliği, kırsal kalkınma ve üretimin sürdürülebilirliğine sağlayabileceği katkıyı incelemektir. Bu çalışma, Türkiye’de tarımsal üretim planlamasını yalnızca hukuki veya belirli ürünler üzerinden yapılan teknik bir planlama yaklaşımıyla sınırlı tutmayarak, Cumhuriyet döneminden günümüze tarımsal üretim politikalarının gelişimi, tarımsal arz güvenliğini tehdit eden yapısal sorunlar, kırsal kalkınma, üretici ve tüketici boyutu ile güncel hukuki ve kurumsal düzenlemeleri birlikte değerlendirmektedir. Ayrıca çalışma, tarımsal üretim planlamasının gerekliliğini ortaya koymakla birlikte, uygulamanın üretici gelirleri, bölgesel üretim koşulları ve değişen piyasa koşulları dikkate alınarak yürütülmesinin önemini de tartışmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Tarımsal Üretim Planlaması, Kırsal Kalkınma, Tarım Ürünleri Arz Güvenliği, Tarım Politikası
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 5Üzümsü Meyve Türlerinde Üretimi Kısıtlayan Temel Faktörler (Sayfa -)MUSTAFA KENAN GEÇER*, Ersin GÜLSOY[Özet]
Özet
Üzümsü meyveler, yüksek besin değerleri, zengin biyoaktif bileşen içeriği ve artan tüketici talebi nedeniyle dünya genelinde üretimi hızla yaygınlaşan önemli meyve grupları arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, bu türlerin sürdürülebilir üretimi; toprak ve besin maddesi yönetimi, iklim değişikliği, su stresi, biyotik etmenler ve üretim sistemlerine ilişkin çeşitli kısıtlayıcı faktörlerden önemli ölçüde etkilenmektedir. Bu bölümde, üzümsü meyve üretimini sınırlandıran temel faktörler güncel bilimsel literatür ışığında değerlendirilmiştir. Toprak pH'sı, organik madde düzeyi ve makro-mikro besin elementi dengesizliklerinin bitki gelişimi, verim ve meyve kalitesi üzerindeki etkileri ele alınmış; özellikle asidik toprak koşullarına duyarlı türlerde uygun besin yönetiminin önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, artan sıcaklıklar, kuraklık ve değişen yağış rejimlerinin fotosentez, su kullanımı ve meyve gelişimi üzerindeki olumsuz etkileri incelenmiş, iklim değişikliğine uyum stratejileri değerlendirilmiştir. Hastalıklar, zararlılar, yüksek işçilik maliyetleri, organik üretim kısıtları ve üretim yönetimine ilişkin sorunlar da üretim sürdürülebilirliği açısından ele alınmıştır. Sonuç olarak, üzümsü meyve yetiştiriciliğinde sürdürülebilir üretimin sağlanabilmesi için toprak, su, iklim ve biyotik faktörleri birlikte ele alan bütüncül yönetim yaklaşımlarının, dayanıklı çeşit geliştirme çalışmalarının ve hassas tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasının büyük önem taşıdığı vurgulanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Üzümsü meyveler, sürdürülebilir üretim, iklim değişikliği, toprak ve besin yönetimi, biyotik stres faktörleri
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 6Cumhuriyet'ten Dijital Geleceğe: Zootekni Perspektifinden Türkiye Hayvancılığının Dönüşümü (Sayfa -)RIDVAN BAYRAM*[Özet]
Özet
Türkiye hayvancılığı, Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar gelen süreçte geleneksel yetiştiricilik uygulamalarından bilimsel, teknolojik ve veri temelli üretim sistemlerine doğru önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu derleme çalışmasında, Türkiye hayvancılığında 1950–2050 döneminde gerçekleşen ve öngörülen yapısal değişimler zootekni perspektifinden ele alınmıştır. Çalışmada ilk olarak 1950–1990 döneminde Köy Enstitüleri, Devlet Üretme Çiftlikleri, haralar ve erken dönem ıslah çalışmaları aracılığıyla bilimsel hayvancılığın kurumsal temellerinin oluşumu değerlendirilmiştir. 1990–2025 döneminde ise genetik ıslah, kültür ırklarının yaygınlaşması, modern besleme uygulamaları, genomik seleksiyon, üreme biyoteknolojileri ve Hassas Hayvancılık (PLF) teknolojilerinin üretim sistemlerine etkisi incelenmiştir. Bu süreçte sensörler, Nesnelerin İnterneti (IoT), yapay zekâ, görüntü işleme ve robotik sistemlerin hayvan sağlığı, refahı, verimlilik ve işletme yönetiminde giderek daha fazla kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Bununla birlikte, yüksek verimli kültür ırklarının yaygınlaşması yerli gen kaynaklarının korunması açısından genetik erozyon riskini de beraberinde getirmiştir. 2025–2050 dönemine yönelik değerlendirmelerde ise iklim değişikliğine uyum, karbon ayak izinin azaltılması, hassas besleme, bireysel hayvan yönetimi, yapay zekâ, dijital ikizler ve otonom sistemlerin sürdürülebilir hayvancılığın temel bileşenleri hâline gelmesi beklenmektedir. Çalışma sonucunda, Türkiye hayvancılığının geleceğinde yalnızca hayvan başına verim artışının değil; yerli genetik kaynakların korunması, hayvan refahı, kaynak kullanım etkinliği, çevresel sürdürülebilirlik ve dijital teknolojilerin bütünleşik biçimde ele alınmasının kritik olduğu ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda, akademik kurumlar, kamu ve üretici örgütleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve veri temelli üretim altyapısının geliştirilmesi, Türkiye’nin sürdürülebilir ve rekabetçi bir hayvancılık sistemine geçişinde önemli görülmektedir.
Anahtar Kelimeler: Türkiye hayvancılığı, zootekni, genetik ıslah, Hassas Hayvancılık, yapay zekâ, sürdürülebilir hayvancılık, dijitalleşme, hayvan refahı, genomik seleksiyon, hayvansal üretim.
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 7TARIMDA NEMATİSİT KULLANIMININ İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ (Sayfa -)Taylan ÇAKMAK*[Özet]
Özet
Bitki paraziti nematodlar, tarımsal üretimde önemli verim ve kalite kayıplarına yol açmakta; bu nedenle nematisitler özellikle yoğun üretim sistemlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Nematisitler ise fiziksel özellikleri, etki mekanizmaları, uygulama biçimleri ve toksikolojik profilleri birbirinden farklı çok sayıda etkin maddeyi kapsamaktadır. Bu bölümde tarımsal nematisit kullanımının insan sağlığı üzerindeki etkileri, son otuz yılda yayımlanan bilimsel çalışmalar ve resmî risk değerlendirmeleri temelinde incelenmiştir. Toprak fumigantları, organofosfatlar, karbamatlar ve yeni nesil seçici nematisitler; maruziyet yolları, akut toksisite, uzun süreli sağlık etkileri, gıda kalıntıları ve çevresel yayılım bakımından karşılaştırılmıştır. Bulgular, uçucu fumigantlarda solunum yoluyla maruziyetin; organofosfat ve karbamatlarda ise asetilkolinesterazın baskılanmasına bağlı kolinerjik zehirlenmenin başlıca sağlık sorunları olduğunu göstermektedir. Uzun süreli maruziyetin kanser, nörolojik bozukluklar, solunum sistemi hastalıkları ve üreme-gelişim sonuçlarıyla ilişkisine yönelik bulgular bulunmakla birlikte, birden fazla pestisite eş zamanlı maruziyet ve kişisel maruziyet ölçümlerindeki yetersizlikler nedensel yorumları sınırlandırmaktadır. Gıdada kalıntı saptanması tek başına sağlık riski anlamına gelmemekte; riskin kalıntı miktarı, tüketim düzeyi ve sağlık temelli kılavuz değerler birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerekmektedir. Yeni nesil ürünler önceki bileşiklere göre daha düşük risk sağlayabilse de uzun süreli bağımsız insan verilerinin sınırlı olması izlem gereksinimini sürdürmektedir. Çocuklar, gebeler, kronik hastalığı bulunanlar, tarım çalışanları ve uygulama alanlarına yakın yaşayan topluluklar, duyarlı gruplar olarak risk değerlendirmelerinde özellikle dikkate alınmalıdır. Sonuç olarak insan sağlığının korunması; ruhsatlı ürün kullanımı, etikete uygun doz, kişisel koruyucu donanım, yeniden giriş süreleri, tampon bölgeler, çalışan eğitimi ve düzenli sağlık gözetiminin birlikte uygulanmasına bağlıdır. Kimyasal nematisitler, dayanıklı çeşitler, ürün rotasyonu, biyolojik mücadele ve düzenli nematod izlemesini içeren bütünleşik yönetim programlarında son seçenek olarak kullanılmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Mesleki maruziyet; pestisit toksikolojisi; gıda kalıntıları; sağlık riski değerlendirmesi; entegre mücadele
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 8ENTEGRE ZARARLI YÖNETİMİ STRATEJİLERİNDE ENTOMOPATOJEN NEMATODLARIN YERİ VE KULLANIM POTANSİYELİ (Sayfa -)Taylan ÇAKMAK*[Özet]
Özet
Tarımda Entegre Mücadele, zararlı popülasyonlarının ekonomik zarar düzeyinin altında tutulmasında biyolojik, kültürel, fiziksel, biyoteknik ve kimyasal mücadele yöntemlerinin birbirini tamamlayacak biçimde kullanılmasını esas alan sürdürülebilir bir yaklaşımdır. Entomopatojen nematodlar (EPN’ler), özellikle Steinernema ve Heterorhabditis cinslerine ait türler, sahip oldukları biyolojik ve ekolojik özellikler nedeniyle IPM programlarında önemli biyolojik mücadele ajanları arasında yer almaktadır. EPN’lerin etkinliği, Steinernema–Xenorhabdus ve Heterorhabditis–Photorhabdus birlikteliklerine dayanan özgün enfeksiyon mekanizması sayesinde hedef böceklerin kısa sürede öldürülmesi ve nematodların konukçu içerisinde çoğalmasıyla gerçekleşmektedir. Bununla birlikte, laboratuvar koşullarında belirlenen yüksek virülens her zaman başarılı bir saha uygulamasına dönüşmemektedir. EPN türü veya izolatının konukçu arama davranışı, hedef zararlının duyarlı yaşam dönemi ve bulunduğu mikrohabitat ile sıcaklık, nem, toprak özellikleri ve uygulama zamanının birbiriyle uyumlu olması saha başarısını belirleyen temel unsurlardır. EPN’ler özellikle toprakta yaşayan, pupalaşmak amacıyla toprağa geçen veya korunaklı mikrohabitatlarda bulunan Coleoptera, Lepidoptera ve Diptera türlerinin yönetiminde önemli kullanım potansiyeline sahiptir. Ayrıca kimyasal insektisitler, entomopatojen funguslar, bakteriyel biyopestisitler, predatörler, parazitoitler ve kültürel mücadele yöntemleriyle uygun biçimde bütünleştirilebilmeleri, bu biyolojik mücadele etmenlerinin entegre mücadele içerisindeki işlevsel değerini artırmaktadır. Günümüzde formülasyon teknolojileri, çevresel strese dayanıklı izolatların seçimi, hedefe yönelik uygulama sistemleri ve hassas tarım yaklaşımlarındaki gelişmeler EPN kullanımının etkinliğini ve ekonomik uygulanabilirliğini geliştirme potansiyeli taşımaktadır. Sonuç olarak EPN’ler, kimyasal insektisitlerin genel bir ikamesinden ziyade, doğru zararlı–yaşam dönemi–mikrohabitat eşleşmesi sağlandığında kimyasal girdilerin azaltılmasına ve sürdürülebilir zararlı yönetiminin geliştirilmesine katkı sağlayabilecek güçlü bir biyolojik mücadele aracıdır.
Anahtar Kelimeler: Entomopatojen nematodlar, entegre zararlı yönetimi, biyolojik mücadele, Steinernema, Heterorhabditis
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 9Türkiye'de Organik Tavukçuluk: Üretim Göstergeleri ve Araştırma Bulguları (Sayfa -)ARZU ÜÇTEPE*[Özet]
Özet
Türkiye’de organik tavukçuluk, toplam tavukçuluk üretimi içindeki payı sınırlı olmakla birlikte hayvan refahı, ürün kalitesi, gıda güvenliği, kırsal üretim ve tüketici tercihleri bakımından önem taşıyan alternatif bir üretim alanıdır. Bununla birlikte, üretimin uzun dönemli gelişimi, bölgesel yoğunlaşması, uluslararası konumu ve Türkiye’de yürütülen araştırmaların ortak bulguları birlikte ele alındığında sektörün güncel yapısına ilişkin bütüncül değerlendirmeler sınırlıdır. Özellikle üretim göstergelerindeki dalgalanmalar, azalan çiftçi sayısı ve farklı yetiştirme sistemlerinden elde edilen sonuçların birlikte yorumlanması gerekmektedir. Bu bölümün amacı, Türkiye’de organik tavukçuluğun üretim yapısını ve zaman içindeki değişimini resmi istatistikler üzerinden ortaya koymak, seçilmiş ülkelerle karşılaştırmak ve etlik piliç ile yumurtacı tavuk yetiştiriciliğine ilişkin Türkiye’deki araştırma bulgularını bütüncül olarak değerlendirmektir. Çalışmada Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2004-2025 organik tarım istatistikleri temel alınmış; TÜİK, Eurostat, Avrupa Komisyonu, USDA-NASS, USDA-AMS, Defra ve Egg Farmers of Canada verilerinden yararlanılmıştır. Tavuk varlığı, yumurta ve et üretimi, il ve çiftçi sayısı, toplam üretim içindeki paylar ve bölgesel yoğunlaşma betimsel olarak değerlendirilmiş, ülkeler arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Ayrıca Türkiye’de organik etlik piliç ve yumurtacı tavuk yetiştiriciliği üzerine yayımlanmış çalışmalar genotip, performans, ürün kalitesi, refah, gıda güvenliği, ekonomi ve tüketici eğilimleri bakımından birlikte sentezlenmiştir. Bulgular, Türkiye’de organik yumurtacı tavuk ve etlik piliçlerin toplam sayısının 2021’de 788,252 baştan 2024’te 541,661 başa gerilediğini, 2025’te 876,673 başa yükseldiğini göstermiştir. Organik tavukçuluk yapan çiftçi sayısı 2020-2025 döneminde 91’den 37’ye düşmüştür. Organik yumurtacı tavukların toplam yumurtacı tavuk varlığı içindeki payı 2019’da %0.62 iken, 2025’te toplam organik tavukların toplam tavuk varlığı içindeki payı %0.23 düzeyinde kalmış; karşılaştırılan ülkelerde organik yumurtacı tavuk payı Danimarka’da %26.3, Almanya’da %13.7 ve Fransa’da %12.8 olarak bildirilmiştir. Organik yumurtanın toplam yumurta üretimindeki payı Türkiye’de 2020’de %0.92 ile en yüksek düzeye ulaşmış, 2025’te %0.62 olmuştur. 2004-2025 toplamında tavuk varlığının %35.34’ü Samsun’da, %20.10’u Manisa’da yoğunlaşmıştır. Türkiye’deki araştırmalar, performans ve ürün kalitesinin yalnızca yetiştirme sistemine değil genotip, besleme, yaş, mevsim ve işletme koşullarına da bağlı olduğunu; yumurtacı tavuklarda ATAK-S’nin organik üretim koşullarına daha iyi uyum gösterebildiğini; gerekli hijyen koşullarının sağlanmaması durumunda organik ürünlerde de mikrobiyolojik bulaş görülebildiğini ve ekonomik sürdürülebilirliğin üretim maliyetleri ile organik ürünlere yönelik fiyat primi ve tüketici talebinden etkilendiğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’de organik tavukçuluğun gelişimi yalnızca üretim artışı üzerinden değerlendirilmemelidir. Türkiye’de geliştirilen genotiplerin organik koşullara uygunluğunun belirlenmesi, organik yem kaynaklarının çeşitlendirilmesi, açık alan yönetimi ile biyogüvenlik ve hijyen uygulamalarının güçlendirilmesi önceliklidir. Resmi istatistiklerde sınıflandırma ve raporlama sürekliliğinin geliştirilmesi, üretici sayısındaki azalmanın nedenlerinin ortaya konulması ve tüketici talebini destekleyecek pazar mekanizmalarının güçlendirilmesi sektörün uzun dönemli sürdürülebilirliğine katkı sağlayacaktır.
Anahtar Kelimeler: Organik tavukçuluk, üretim göstergeleri, etlik piliç, yumurtacı tavuk
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 10TÜRKİYE'DE GIDA GÜVENLİĞİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR GIDA SİSTEMLERİ: MEVCUT DURUM VE UYGULAMALAR (Sayfa -)alev yavuz küçük*[Özet]
Özet
Gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik, günümüz gıda sistemlerinin karşı karşıya olduğu çevresel, ekonomik, sosyal ve sağlıkla ilişkili sorunların birlikte ele alınmasını gerektiren birbirini tamamlayan iki temel unsurdur (FAO, 2018; HLPE-FSN, 2014; Vagsholm ve ark., 2020). Bu bölümde, gıda güvencesi ve gıda güvenliği kavramları sürdürülebilirlik perspektifinden değerlendirilmiş; gıda sistemlerini tehdit eden temel unsurlar ile sürdürülebilir gıda sistemlerinin oluşturulmasında öne çıkan bileşenler bütüncül bir yaklaşımla incelenmiştir. Gıda güvenliğini tehdit eden unsurlar kapsamında iklim değişikliği, küresel tedarik zinciri kırılganlıkları, lojistik riskler, gıda kayıpları ve israfı ile sosyoekonomik eşitsizlikler ele alınmıştır (Clapp ve ark., 2022; IPCC, 2022b; OECD ve FAO, 2023; FAO, 2024a). COVID-19 pandemisi ve Rusya-Ukrayna savaşı gibi küresel krizlerin gıda tedarik zincirlerinde oluşturduğu kırılganlıklar da değerlendirilerek dayanıklı gıda sistemlerinin gerekliliği ortaya konulmuştur (FAO, 2024a). Sürdürülebilir gıda sistemlerinin temel bileşenleri kapsamında iyi tarım uygulamaları, iyi hijyen ve iyi üretim uygulamaları, HACCP, gıda kayıpları ve israfının azaltılması, enerji verimliliği ve karbon ayak izinin azaltılması, güvenli depolama ve dağıtım, dijitalleşme, izlenebilirlik ve kaynakların sürdürülebilir kullanımı ele alınmıştır (Spang ve ark., 2019; Yontar ve Ersöz, 2020; IPCC, 2022a; FAO ve WHO, 2023; FAO, 2024b, 2025). Türkiye özelinde ise gıda güvenliğinin yasal ve kurumsal yapısı, resmî kontroller, risk esaslı denetim, izlenebilirlik, dijital gıda güvenliği uygulamaları, taklit ve tağşişle mücadele, gıda okuryazarlığı, gıda kayıplarının azaltılması, sürdürülebilir tarımsal üretim, su ve toprak kaynaklarının korunması ile Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Türkiye’nin Yeşil Mutabakat Eylem Planı kapsamında yürütülen uygulamalar değerlendirilmiştir (Anonim, 2010; T.C. Ticaret Bakanlığı 2021; Özkan ve Capanoglu, 2022 ve TOB, 2020, 2021, 2023a, 2023b, 2024, 2025, 2026a, 2026b, 2026c ). Sonuç olarak sürdürülebilir ve dayanıklı gıda sistemlerinin yalnızca yeterli miktarda gıda üretimine değil; güvenli ve besleyici gıdaya erişim, doğal kaynakların korunması, iklim değişikliğine uyum, gıda kayıplarının azaltılması, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik, teknolojik yenilik ve etkin yönetişimin birlikte sağlanmasına bağlı olduğu ortaya konulmuştur (HLPE-FSN, 2014; FAO, 2018, 2024b, 2026). Türkiye açısından ise risk temelli gıda güvenliği uygulamalarının güçlendirilmesi, tedarik zincirlerinin dayanıklılığının artırılması, su ve toprak kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi, gıda kayıplarının azaltılması, dijital izlenebilirliğin geliştirilmesi ve sürdürülebilirlik hedeflerinin gıda politikalarına bütüncül biçimde entegre edilmesi önem taşımaktadır
Anahtar Kelimeler: gıda güvenliği, güvenilir gıda, sürdürülebilir gıda sistemleri
Bölümü Görüntüle
- B. Editörler
-
Aybike Ayfer KARADAĞ Prof. Dr., DÜZCE ÜNİVERSİTESİ/ORMAN FAKÜLTESİ / PEYZAJ MİMARLIĞI BÖLÜMÜ/PEYZAJ PLANLAMA ANABİLİM DALI
-
Demet DEMİROĞLU Prof. Dr., KİLİS 7 ARALIK ÜNİVERSİTESİ/ZİRAAT FAKÜLTESİ / BAHÇE BİTKİLERİ BÖLÜMÜ/SÜS BİTKİLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ VE ISLAHI ANABİLİM DALI
- C. Dizinleme
-
Dizinleme durumu format ve baskıya göre değişiklik gösterebilir. Bazı dizinler yalnızca dijital sürümler için geçerlidir.
KARADAĞ, A. A. & DEMİROĞLU, D. (Eds.). (2026). TÜRKİYE TARIMININ 21. YÜZYIL YOLCULUĞU Cilt 1: Sürdürülebilir Üretim, Biyoteknoloji ve Bitki Sağlığı Türkiye’s Agricultural Journey in the 21st Century Volume 1: Sustainable Production, Biotechnology, and Plant Health. Vizetek Yayıncılık. https://doi.org/10.54637/vizetek.9786253824334
| DOI: |
| ISBN:
978-625-382-433-4 |
| ISBN (Çevrim İçi):
978-625-382-433-4 |
| Yayınevi:
Vizetek Yayıncılık |