Eğitim Bilimleri: Kuramdan Uygulamaya Araştırmadan Geleceğe
Özet
Eğitim Bilimleri: Kuramdan Uygulamaya Araştırmadan Geleceğe, eğitimin güncel meselelerini bilimsel araştırmalar ve çağdaş yaklaşımlar ekseninde ele alan kapsamlı bir eserdir. Öğrenme ve öğretmeye ilişkin temel tartışmaları toplumsal değişimlerle birlikte değerlendiren kitap, eğitim olgusunu birey, öğretmen, program ve toplum düzeylerinde incelemektedir.
Eserde; öğrenmenin kavramsal ve dönüştürücü boyutları, öğretmen yeterlikleri, çevre eğitimi, informal öğrenme ve sanat okuryazarlığı gibi konuların yanı sıra eğitimi şekillendiren toplumsal ve politik dinamikler de ele alınmaktadır. Böylece sınıf içindeki öğrenme süreçlerinden eğitimin daha geniş toplumsal bağlamına uzanan çok boyutlu bir çerçeve sunulmaktadır.
Eğitim Bilimleri: Kuramdan Uygulamaya Araştırmadan Geleceğe, güncel araştırmaları eleştirel ve disiplinlerarası yaklaşımlarla buluşturan yapısıyla akademisyenler, araştırmacılar, öğretmenler, öğretmen adayları ve lisansüstü öğrenciler için eğitim üzerine düşünmeye ve yeni araştırmalara zemin hazırlayan bir kaynak niteliğindedir.
Anahtar Kelimeler: Eğitim Bilimleri, Kuramdan Uygulama, Araştırma
Konu Alanı
- A. İçindekiler
- ÖN BÖLÜM
-
Kapak PDF Görüntüle -
İçindekiler PDF Görüntüle -
Bölüm 1Öğretmenlerin Çevre Eğitimine İlişkin Yeterliliklerinin İncelenmesi (Sayfa -)Ayhan BULUT*[Özet]
Özet
Araştırmadan elde edilecek sonuçlarla öğretmenlerin çevre eğitimi konusundaki mevcut durumunu ortaya çıkarmasına aracı olacağına, ortaya çıkacak sonuçlar doğrultusunda varsa hizmet öncesi eğitim programlarında konuyla ilgili derslere yer verilmesine, hizmet içi eğitimlerle konuyla ilgili duyarlılıkların artırılması ve sürdürülmesinin sağlanmasına eğitim politikaları belirleme noktasında söz sahibi olan kişilere bakış açısı kazandırmaya dönük sonuçlar ortaya çıkarabileceği düşüncesiyle önemli görülmektedir. Araştırmanın amacı öğretmenlerin çevre eğitimine ilişkin yeterliliklerini incelemektir.
Anahtar Kelimeler: Öğretmen, Çevre eğitimi, Yeterlilik
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 2DÖRTLÜ BİLGİ MODELİ PERSPEKTİFİNDEN KESİR ÖĞRETİMİ: KAVRAMSAL VE İŞLEMSEL BİLGİNİN BÜTÜNLEŞTİRİLMESİ (Sayfa -)Behiye Dinçer Aksoy*, Berna Cantürk Günhan[Özet]
Özet
Kesirler, öğrencilerin doğal sayılara ilişkin bilgilerini yeniden gözden geçirmelerini gerektirir. Bu süreçte öğretmenin hangi temsili seçtiği, örnekleri nasıl sıraladığı ve öğrencinin beklenmedik yanıtına nasıl karşılık verdiği önem kazanır. Bu kuramsal derlemede Dörtlü Bilgi Modeli’nin temel, dönüşüm, bağlantı ve beklenmedik durum boyutları kesir öğretimi açısından ele alınmaktadır. Önce modelin öğretmen bilgisi araştırmalarındaki yeri ve kesir öğretimine ilişkin yaklaşımlar incelenmekte; ardından iki alanyazın, kavramsal ve işlemsel bilginin ilişkisi üzerinden birlikte okunmaktadır. Kesir denkliği için önerilen bir ders dizisi, öğretmenin kararları ile öğrencinin anlam kurma fırsatlarını somutlaştırmak amacıyla dört boyutta çözümlenmektedir. Bölüm, bu çözümlemenin öğretmen eğitimi ve süreç odaklı değerlendirme için sunduğu olanakları ve gerçek sınıf verisiyle sınanması gereken yönlerini tartışmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Dörtlü Bilgi Modeli, öğretmen bilgisi, kesir öğretimi, kavramsal bilgi, işlemsel bilgi
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 3SOSYAL BİLGİLER EĞİTİMİNDE SANAT OKURYAZARLIĞI (Sayfa -)AYKUT DEMIR*[Özet]
Özet
İnsan, varlığı gereği yaşadığı dünyayı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan bir canlıdır. Bu anlamlandırma sürecinin sonucu olarak ortaya çıkan yeniden üretme ve yaratma çabası, en belirgin biçimde sanat alanında kendini göstermektedir. İnsan, sanat aracılığıyla içinde bulunduğu gerçekliği yeniden yorumlamakta, dönüştürmekte ve yaşamı daha estetik bir çerçevede biçimlendirmeye çalışmaktadır. Bununla birlikte, insanın içinde bulunduğu gerçeklik gibi düşünceleri, davranışları ve üretimleri de tarihsel süreç içerisinde sürekli değişim göstermektedir. Bu nedenle sanat geleneği, insanın değişen yaşam anlayışını ve kültürel birikimini izlemeye imkân sağlayan önemli alanlardan biri olarak değerlendirilmektedir (Işık, 2025, s. 495).
Sanat, toplumların kültürel kimliğini yansıtan, yerel, ulusal ve evrensel değerleri bünyesinde barındıran estetik bir olgu niteliğindedir. Bu yönüyle sanat, yalnızca bireysel yaratıcılığın ürünü olmayıp aynı zamanda insanın yaşadığı çevreyle kurduğu ilişkinin ve kültürel yaşamının da önemli bir parçasını oluşturmaktadır (Özer, 2018, s. 442). Ancak sanat kavramı, tarih boyunca bütün toplumlarda aynı biçimde tanımlanmamış; çağların değişen düşünce yapıları ve toplumsal koşulları doğrultusunda farklı anlamlar kazanmıştır. Günümüzde çoğunlukla görsel sanatları ifade etmek amacıyla kullanılan sanat kavramının tarihsel gelişimi incelendiğinde, kapsamının bundan çok daha geniş olduğu görülmektedir. Nitekim İngilizcede sanat karşılığında kullanılan ‘art’ sözcüğü; marangozluk, mimarlık, yontu, resim, dilbilgisi, retorik, mantık, aritmetik, geometri, gökbilim, müzik ve tıp gibi insanın bilgi ve becerisine dayalı çok sayıda etkinliği ifade eden Latince ‘ars’ ve Yunanca ‘techne’ sözcüklerinden türemiştir (Dikmen, 2012, s. 139). Sanat olgusu, tarihsel süreç boyunca farklı düşünce sistemleri ve estetik yaklaşımlar doğrultusunda ele alınmış, buna bağlı olarak farklı biçimlerde tanımlanmıştır. Bu süreç içerisinde sanatın kapsamı, anlamı ve işlevi de değişim göstermiş; her dönem kendi toplumsal ve kültürel koşulları çerçevesinde sanata farklı anlamlar yüklemiştir (Sarı, 2018, s. 132). Dolayısıyla sanatı tek ve değişmez bir tanımla açıklamak mümkün görünmemektedir. Sanatın yalnızca toplum tarafından benimsenme isteğinin bir sonucu olduğu yönündeki değerlendirme, sanatın çok boyutlu yapısını açıklamak açısından yeterli değildir. Benzer biçimde sanatın hiçbir karşılık beklenmeden yapılması gerektiği, aksi durumda ticarileşeceği, dış etkilere açık hâle geleceği ve özgürlüğünü yitireceği yönündeki yaklaşım da sanatı bütün yönleriyle açıklayan kesin bir değerlendirme olarak kabul edilmemektedir (Balkır, 2020, s. 33). Sanata ilişkin tanımlar incelendiğinde, farklı dönemlerde ortaya konulan yaklaşımların büyük ölçüde doğa, insan ve çevre ilişkisi ekseninde şekillendiği görülmektedir. Her ne kadar bu yaklaşımlar birbirinden farklı açıklamalar içeriyor gibi görünse de sanatın anlamını açıklamaya yönelik görüşler tarihsel süreç içerisinde birbirini tamamlayan bir gelişim göstermektedir. Bu yönüyle sanat, yalnızca estetik bir üretim alanı değil, aynı zamanda toplumların gelişmesinde, ilerlemesinde ve toplumsal bütünleşmenin güçlenmesinde önemli işlevler üstlenen kültürel bir olgu olarak değerlendirilmektedir (Karataş, 2020, s. 723).
Günümüzde sanat kavramı, sanatsal üretim biçimlerinin çeşitlenmesine bağlı olarak daha geniş bir anlam çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu durum, hangi nesne ya da uygulamanın sanat eseri olarak değerlendirileceğine ilişkin sınırların da tartışılmasına neden olmaktadır. Sanat olarak kabul edilen unsurların çeşitlenmesi, kavramın kesin sınırlarla tanımlanmasını güçleştirirken, bir nesnenin belirli bir yorum doğrultusunda sanat eseri niteliği kazanabileceğini de ortaya koymaktadır (Demirtaş, 2019, s. 1838). Sanatın tanımlanması hem geçmişte hem de günümüzde önemini koruyan temel tartışma konularından biri olmuştur. Genel anlamda sanat, bireyin kendini ifade etmesini sağlayan bir anlatım biçimi olarak değerlendirilmektedir. Bununla birlikte modern dönemde ortaya çıkan gelişmeler, tasarım ilke ve elemanlarının yanı sıra sanatsal öğelerin kavramsal ve biçimsel sınırlarını da genişletmiştir. Buna bağlı olarak modern sanat anlayışı içerisinde "Sanat nedir?" ve "Sanat eseri nedir?" soruları farklı yönleriyle ele alınmaya başlanmıştır (Keten, 2016, s. 286).
Sanatın ne olduğu, neyi ifade ettiği ve hangi işlevleri üstlendiği soruları, sanat tarihinin en eski tartışma konuları arasında yer almaktadır. Aynı zamanda bu sorular, sanat felsefesinin de temel inceleme alanını oluşturmaktadır. Sanatın anlamına, işlevine ve niteliğine ilişkin geliştirilen sanat kuramları, özünde bu sorulara yanıt aramaktadır (Savaş, 2019, s. 20). İlk çağlardan günümüze kadar sanat, insanların hem yaşadıkları çevreyi hem de kendi varlıklarını anlamlandırmalarında önemli bir araç olmuştur. İnsanlık tarihi boyunca hangi üretimlerin sanat olarak kabul edilmesi gerektiğine ilişkin farklı görüşler ileri sürülmüş olsa da genel anlamda sanatın yaratıcı düşüncenin ve hayal gücünün bir ifadesi olduğu kabul edilmektedir (Taşkesen & Ekici, 2020, s. 412-413).
Okuryazarlık kavramı ise genel anlamıyla bir dilde yer alan işaretleri okuma, yazma ve anlama becerilerini ifade etmektedir. Okuryazarlık, bireyin yazılı sembolleri tanıması, okuyabilmesi ve anlamlandırabilmesiyle başlayan bir süreç olarak değerlendirilmiştir. Geçmişte yalnızca adını yazabilen ve imza atabilen bireyler okuryazar olarak kabul edilirken, zaman içerisinde bu anlayış önemli ölçüde değişmiştir. Okuma ve yazma alanında gerçekleştirilen araştırmalar, okuryazarlığın yalnızca temel okuma ve yazma becerileriyle sınırlı olmadığını; karmaşık, göreli ve gelişime açık bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuştur. Bu doğrultuda temel, orta ve ileri düzey okuryazarlık becerileri önem kazanmış; işlevsel okuryazarlık anlayışıyla birlikte okuma ve yazmanın günlük yaşamda kullanılabilmesi, bireyin sosyal, ekonomik ve yurttaşlık rollerine hazırlanmasının önemli bir unsuru olarak değerlendirilmeye başlanmıştır (Güneş, 2019, s. 226). Okuryazarlık kavramı, zaman içerisinde yalnızca okuma ve yazma becerilerini ifade eden dar kapsamlı bir anlayışın ötesine geçmiş; bilgiye ulaşma, bilgiyi anlama, anlamlandırma, kullanma ve başkalarına aktarabilme süreçlerini de kapsayan geniş bir yeterlilik alanı hâline gelmiştir (Mete, 2020, s. 110). Bu değişim, okuryazarlığın bireyin yalnızca eğitim yaşamında değil, günlük yaşamında, mesleki gelişiminde ve toplumsal etkileşimlerinde de belirleyici bir beceri olarak değerlendirilmesine zemin hazırlamıştır. Bu kapsamda okuryazar bireyler; yazılı bilgiyi anlayabilen, eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirebilen, farklı bilgiler arasında ilişki kurabilen, elde ettiği bilgileri sentezleyerek etkili biçimde kullanabilen ve güçlü iletişim becerileri geliştirebilen bireyler olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla okuryazarlık, yalnızca temel okuma ve yazma becerilerini değil, metinleri anlamlandırma, eleştirel düşünme, bilgiyi farklı bağlamlarda kullanabilme ve yaşam boyu öğrenmeyi sürdürebilme yeterliliklerini de kapsamaktadır. Bu yönüyle okuryazar bireylerin yeni bilgi ve deneyimlere uyum sağlama, öğrenme süreçlerini geliştirme ve değişen koşullara uyum gösterme eğiliminde oldukları ifade edilmektedir (Mengüloğul & Sarıkaya, 2024, s. 42-43).
Toplumsal yaşamın değişmesiyle birlikte okuryazarlık kavramı da gelişmeye devam etmiş ve farklı alanlara uyarlanarak yeni okuryazarlık türlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu durum, okuryazarlığın bireysel bir beceri olmanın ötesinde, toplumsal gelişim açısından da önemli bir yeterlilik alanı olduğunu göstermektedir. Bilgiye erişebilme, iletişim kurabilme ve bilgi üretimine katkı sağlayabilme bakımından okuryazarlık; bireylerin eğitim düzeyini, toplumsal yaşama katılımını ve ekonomik başarılarını etkileyen temel unsurlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle toplumların gelişebilmesi, bireylerin nitelikli okuryazarlık becerilerine sahip olmalarıyla yakından ilişkilendirilmektedir (Mengüloğul & Sarıkaya, 2024, s. 42-43). Okuryazarlık kavramının farklı disiplinlerde yeni boyutlar kazanması, sanat alanında da bireylerin yalnızca sanat eserleriyle karşılaşmalarını değil, bu eserleri anlayabilmelerini, yorumlayabilmelerini ve değerlendirebilmelerini gerekli kılmıştır. Bu bağlamda sanat okuryazarlığı, sanat eserlerini estetik, kültürel ve eleştirel bir bakış açısıyla çözümleyebilmeyi sağlayan önemli bir yeterlilik alanı olarak öne çıkmaktadır. Sanat okuryazarlığı düzeyi yüksek olan bir sanat eğitimcisinin mesleki uygulamalarını daha etkili biçimde gerçekleştirebileceği, bunun da sanat eğitiminin niteliğini ve bireylerin sanatsal gelişimini olumlu yönde destekleyebileceği ifade edilmektedir (Doğan, 2023, s. 678-679). Bu çerçevede sanat okuryazarlığı, bireyin sanat eserleriyle yalnızca karşılaşmasını değil, onları tarihsel, kültürel ve estetik bağlamları içerisinde değerlendirebilmesini de kapsamaktadır. Sanat eserini oluşturan öğeleri çözümleyebilme, sanatçının iletmek istediği düşünceyi yorumlayabilme ve eseri eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirebilme, sanat okuryazarlığının temel göstergeleri arasında yer almaktadır. Bu yönüyle sanat okuryazarlığı, sanat eğitiminde bireyin estetik duyarlılığının geliştirilmesine, eleştirel düşünme becerisinin desteklenmesine ve sanata ilişkin bilinçli bir bakış açısı kazanmasına katkı sağlayan önemli bir yeterlilik alanı olarak değerlendirilmektedir. Sanat okuryazarlığı düzeyinin geliştirilmesi, yalnızca sanat eğitimcilerinin mesleki yeterliklerini güçlendirmekle kalmamakta; aynı zamanda öğrenenlerin sanatsal gelişimlerinin daha nitelikli biçimde desteklenmesine de olanak sağlamaktadır (Doğan, 2023, s. 678-679).
Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilgiler Eğitimi Sanat Okuryazarlığı
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 4İNFORMAL ÖĞRENME KAVRAMI: TARİHSEL GELİŞİMİ, KAVRAMSAL SINIRLARI VE KURAMSAL DÖNÜŞÜMÜ (Sayfa -)Mustafa YELER*[Özet]
Özet
Bu bölümde informal öğrenme kavramının tarihsel gelişimi, kavramsal sınırları ve kuramsal dönüşümü bütüncül bir bakış açısıyla ele alınmaktadır. İnformal öğrenmenin deneyim, yetişkin öğrenmesi ve yaşam boyu öğrenme düşüncesindeki kökenlerinden hareketle, formal ve non-formal öğrenmeyle ilişkisi incelenmekte; kavramın kendine özgü boyutları tartışılmaktadır. Bununla birlikte deneyimsel ve yansıtıcı öğrenme, informal ve rastlantısal öğrenme, sosyal katılım, uygulama toplulukları ve iş yeri öğrenmesi yaklaşımlarının informal öğrenmenin kuramsallaşmasına katkıları değerlendirilmektedir. Sonuç olarak informal öğrenmenin, formal eğitimin dışında kalan ikincil bir alan olmaktan çok, deneyimsel, sosyal ve bağlamsal süreçleri kapsayan çok boyutlu ve yaşam boyu öğrenmenin temel bileşenlerinden biri olduğu vurgulanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: İnformal öğrenme, formal öğrenme, non-formal öğrenme, yaşam boyu öğrenme, öğrenme ekolojileri.
Anahtar Kelimeler: İnformal öğrenme, formal öğrenme, non-formal öğrenme, yaşam boyu öğrenme, öğrenme ekolojileri.
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 5EĞİTİM PROGRAMI VE BİLİNÇ: ÖĞRENMENİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ BOYUTUNA DAİR YENİ BİR ÇERÇEVE (Sayfa -)ZEYNEP YILMAZ BODUR, Sümer AKTAN*[Özet]
Özet
Bu çalışma, eğitim programı ile bilinç arasındaki ilişkiyi öğrenmenin dönüştürücü boyutu üzerinden yeniden ele almayı ve yorumlamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın temel iddiası, eğitim programının yalnızca bilginin seçimi ve düzenlenmesi olarak değil, öznenin dikkat, anlamlandırma ve dünyayla ilişki kurma biçimlerini dönüştürebilecek pedagojik karşılaşmaların örgütlenmesi olarak düşünülmesi gerektiğidir. Bu doğrultuda çalışma, öğrenmeyi bilgi edinimi, deneyim, farkındalık, yeniden anlamlandırma, dönüşüm ekseninde ele alan kavramsal bir çerçeve önermektedir. Böylece müfredatın temel sorusu “Öğrenci ne öğrenmelidir?” ile sınırlı kalmamakta; “Öğrenilen şey öğrencinin dünyayı görme ve kendisini bu dünya içinde konumlandırma biçimini nasıl değiştirmektedir?” sorusuna doğru genişlemektedir. Bu genişleme sürecinde eğitim programı yalnızca öğretilecek olanın planı veya öğrenme sürecinin kılavuzu olmaktan çıkararak bilgi, deneyim, bilinç ve özne dönüşümü arasındaki ilişkinin pedagojik olarak düzenlendiği bir alan olarak yeniden tanımlanabilir.
Anahtar Kelimeler: EĞİTİM PROGRAMI, BİLİNÇ, CURRERE
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 6NEOLİBERALİZMİN KISKACINDA EĞİTİM: ELEŞTİREL BİR ÇÖZÜMLEME (Sayfa -)Sümer AKTAN*[Özet]
Özet
Bu çalışmanın amacı, neoliberalizmin eğitimdeki yansımalarını kuramsal düzeyde ve performans odaklı yönetim modellerinin eğitim pratiklerine nasıl yansıtıldığını çözümlemeyi içermektedir. Bu doğrultuda, eğitim programının araçsallaşması, eğitimin bir yatırım nesnesine dönüşmesi ve performans kültürünün bireyler üzerindeki sembolik etkisine de neoliberalizm bağlamında değinilmiştir. Çalışma, özellikle eleştirel pedagoji literatürüne dayanarak programın teknikleşmesi, öğretmen özerkliğinin zayıflaması ve başarının rakamlara indirgenmesi gibi güncel sorunlara odaklanmaktadır. Çalışmanın, eğitim programlarının piyasa taleplerinden arındırılarak yeniden demokratik ve özgürleştirici bir zemine nasıl taşınabileceğine dair bir perspektifin gelişmesine katkı sunması düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler: NEOLİBERALİZM, ELEŞTİREL PEDAGOJİ, ÖZGÜRLEŞME
Bölümü Görüntüle -
Bölüm 7TARİH ÖĞRETMEN ADAYLARININ TARİH ÖĞRETMENİ ÖZEL ALAN YETERLİĞİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ (Sayfa -)Osman OKUMUŞ*[Özet]
Özet
Sürekli değişen ve gelişen dünyada öğretmenlerin sahip olması gereken bilgi, beceri ve yeterliklerin niteliği de değişmekte; bu durum öğretmen yeterliklerinin belirlenmesi, geliştirilmesi ve güncellenmesini önemli bir araştırma alanı hâline getirmektedir. Bu araştırmanın amacı, tarih öğretmen adaylarının tarih öğretmeni özel alan yeterliği kavramına ilişkin görüşlerini ortaya koymak ve söz konusu yeterlikleri nasıl algıladıklarını belirlemektir. Araştırmada nitel araştırma yaklaşımı ve durum araştırması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde öğrenim gören 33 tarih öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla toplanmış ve içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Ortaya çıkan sonuçlara bakıldığında; öğretmen adaylarının mesleki yeterliği bilgi ve beceri temelli, tarih öğretmeni özel alan yeterliğini ise alan bilgisi, pedagojik bilgi ve tarihsel düşünme becerilerini içeren çok boyutlu bir yapı olarak algıladıklarını göstermektedir. Katılımcıların kendilerini tarih öğretmeni özel alan yeterliği bağlamında kısmen yeterli olarak tanımladığı görülmüştür. Katılımcılar güçlü yönleri olarak alan bilgisi ve iletişim becerilerini; gelişime açık yönleri olarak ise öğretmenlik deneyimi, sınıf yönetimi, kaynak kullanımı ve güncel tarih yaklaşımlarını takip etmeyi belirtmiştir. Son olarak lisans eğitiminin alan bilgisi ve tarih metodolojisi açısından önemli katkı sağladığı, ancak uygulama, materyal geliştirme ve öğrenci merkezli öğretim açısından eksiklikler taşıdığı belirlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Tarih eğitimi, Tarih öğretmeni özel alan yeterlikleri, tarih öğretmen adayları, öğretmen yeterlikleri, tarih öğretmeni eğitimi.
Bölümü Görüntüle
- B. Editör
-
Mehtap ÇİFÇİ Dr. Öğr. Üyesi, SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ/EĞİTİM FAKÜLTESİ / EĞİTİM BİLİMLERİ BÖLÜMÜ
- C. Dizinleme
-
Dizinleme durumu format ve baskıya göre değişiklik gösterebilir. Bazı dizinler yalnızca dijital sürümler için geçerlidir.